Ayrılık vakti

04 Mart 2008

Saadet TOPUZ

‘Demir almak günü gelmişse zamandan

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.’

(Yahya Kemal)

 

 

Her fani şeyin sonu olduğu gibi hayat yolculuğumuz da mutlaka bir limanda son bulacak. Önemli olan, o yolculuğu selâmetle bitirmek olsa gerek. Ve yolculuktan maksat olan neticeleri elde etmek.

 

Durmayan bu yolculuk, acaba nereye

Farkında olmasın gemi yanaşır iskeleye

Sorulsa geliş nereden, gidiş nereye, necisin,

Elbet bilirsin ki çok uzun bir seferdesin.

(Hasan Şen)

 

Yaklaşık on ay önce çıkılan bir seferin dönüş yolundayız. Her güzelliğin biteceği gerçeğini hakkalyakin yaşıyoruz. Bu ayrılıklar bize daha büyük ayrılıkların habercisi oluyor sanki. Sanırım hasretin ve ayrılığın ne olduğunu en çok anlayanlar yıllarını burada geçiren kardeşlerdir. Avustralya’dan Türkiye’ye tatile giderken oradaki dostlarına kavuşacaklarının sevincinin yanında buradaki dostlarından ve evlâtlarından ayrılma elemini çekiyorlar. Anavatanlarındaki geçici buluşma lezzeti bir süre sonraki geri dönme vaktini düşününce elemle âlûde oluyor. Efendimizin (a.s.m.) hadis-i şeriflerinde gurbette vefat edenin şehit olduğu müjdesini vermesinin bir hikmeti de gurbetin zorluğu olsa gerek.

Tabiî bu sıkıntıların yanında o kadar güzel çiçekler de açmış ki. Herkes birbiriyle sanki kardeşten öte bir samimiyet ve dostluk içinde. Bu hal insanı gerçekten büyülüyor. Ve öz vatanında rahat olarak yaşayamadığı dinini burada özgürce, kimseye hesap verme ve ezilme sıkıntısı olmadan yaşıyor. Üstadımızın dediği hakikî birliğin sadece mekân birliği olmadığı, birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz şimalde, birimiz cenupta, birimiz dünyada, birimiz ahirette olsak da hep bir ve beraber olduğumuz sırrı sanki yaşanıyor.

Döneceğimiz zamanı sanki dört gözle bekleyeceğimizi sanırken, ayrılmak çok zor olacak deselerdi inanmazdık belki. Ama ayrılmak gerçekten çok zormuş. Gerçekten kardeş olmak, sadece kan bağı ile bağlı olmak değil. En büyük, asla kopmayacak ve zedelenmeyecek asıl bağ Allah için kardeş olmak, aynı cemaatte bir fert olmak, aynı kaynaktan beslenmek esaslarıyla gerçekleşiyor.

Bizlere evlâtlarına gösterdiği şefkatle yaklaşan, nur sohbetlerini hayatlarının gayesi gören bu kahraman insanlar hayatımızın geri kalanında en güzel emsal teşkil edecekler bizlere. Onları şu mısralar çok güzel anlatıyor:

 

İhlâs ve tevazu halidir her an

Çünkü öyle demiş Hazret-i Kur’ân

Coşkun seller gibi kalbinde iman

Beklenen nesl-i cedit Nur talebesi.

 

Risâle-i Nur deyince titrer yüreği

Kalbinde şefkat, fakat bükülmez bileği

Allah’ın rızasıdır Onun bütün dileği

Muhabbet fedaisidir Nur talebesi.

(Hasan Şen)

 

Bu mısralar belki onların ihlâs ve tevazuuyla karşılaşınca çok kabul görmese de bir gerçek var ki, yapılan hizmet çok büyük. Hele dâvâ ebedî bir hayatı kazanma ve kazandırma hizmetleriyle alâkalı olursa, küçük gibi görünen şey dahi en büyük bir kıymet kazanır.

04.03.2008

E-Posta: saadettopuz@yeniasya.com.tr