Hür olduğu kadar adil ülke

06 Şubat 2010

-

Bolluk-bereketin yanında, her yerinden hürriyet fışkıran Avustralya, Hüristan veya Hüristralya ismine lâyık. Havası, tabiatıyla harikalar diyarı.

Mekânlar geniş, evleri ferah, hemen hemen hepsi tek katlı, bahçeli ve toprakla, daha doğrusu yeşilliklerle (zira toprak hiç görünmüyor!) temas halinde.

Halk, bolluk-bereket içinde; yiyor, içiyor ve mü’minleri şükrediyor!

Avustralya’da yaşayanlar, başta din, inanç olmak üzere, her türlü hürriyetin tadını çıkarıyor alabildiğine. Eğer Türkiye’nin kapıları açılsa ve koca Avustralya vize verseydi, yüzde 80’i boşalırdı! Temel insan hak ve hürriyetleri, demokrasisi, hukuk kurallarına sadakati, adaleti gerçekten övgüye değer. Kimse kimsenin ibadetine, giyimine, kuşamına karışmıyor. Karışanlar veya hor bakanlar olursa şiddetle cezalandırılıyor. Bizim sokaklarda, caddelerde araba kornaları, bağırış çağırışlar, türkü-barlar, eğlence yerleri, gece yarılarına kadar çok yüksek sesle şarkı-türkü okuyor! İlgilileri mükerreren arıyoruz, onlardan ses seda yok! İyi mi?

Oysa, Avustralya’da, 20 gün boyunca bir sefer klakson sesi duyduk! Döndük, baktık, o da bir Türkmüş!

Hukuk, adalet ve demokratik sistemini öylesine oturtmuş, öylesine işletiyor ki, hiçbir aksama yok. Bu arada otokontrolü sağlamış. Vatandaş, düzenin sağlanmasında, adaletin işlemesinde, hak ve hürriyetlerin korunmasında duyarlı. Öylesine terbiye edilmiş, öylesine bir eğitim verilmiş ki, en küçük bir olumsuzlukta devreye giriyor. Bir aksaklık olduğunda yetkilileri arayıp tedbir almasını istiyor. Meselâ, geçen dönemin Viktoria Eyaleti Başbakanı Bob Hawke'ye kemer takmadığından polis ceza kesmiş. Vatandaşlar telefon üstüne telefon etmiş. Ve başbakan televizyona çıkıp özür dilemiş.

Alkollü iken araba kullanana ceza, yanlış yere park edene ceza, kemer takmayana ceza, bir kâğıdı veya çekirdekleri yola atana ağır para cezaları veriliyor!

Keza, 42 yaşındaki eyalet başbakanının oğlu, alkollü araba kullanırken yakalandığında, “Aileme zaman ayırmalıyım!” diyerek istifa eder. Oysa, siyasî kariyerinin başlangıcında idi, yüzde 50 oy oranı vardı, halk tarafından da seviliyordu.

İşte, “emr-i bilma’ruf, nehy-i an’il-münker”in yansıması. Doğru, iyi, güzele emrediyor, teşvik ediyor; yanlış, kötü ve çirkinden uzaklaştırıyorlar.

Halk, bolluk-bereket içinde; yiyor, içiyor ve mü’minleri şükrediyor! Sanırız, bolluk ve bereketinin sırrı da burada! Adetullah’a, yani tekvinî şeriata, tabiat ve sosyal kanunlarına uymaları, hak ve hürriyetleri ihya etmeleri…

 

NEZAKET, NEZAHET VE YARDIM

Yanakie bölgesinde okuma programındayız. Kahve için bir kafeye giriyoruz. Ağabeylerimizden birisi kahveleri almak için sıraya girmiş. İki kişi de yanda bekliyoruz. İki Avustralyalı genç içeriye girer. Bize “Lütfen sıranıza girer misiniz!” der. Biz, “Siz buyurun!” deriz.

Nezaket ve nezahetle ısrar ederler, sıraya girmek istemezler. Biz de sırada değiliz, siz buyurun, deyince kuyruğa girerler.

Her sözün, her işin sonunda, “I'm sorrry, I'm sorry” (özür dilerim!) sözünü işitmemeniz mümkün değil. Diyelim ki, birisiyle kavga ettiniz, sille-tokat onu yere yıktınız. “I'm sorry!” dediniz mi, mesele biter. Bunun mübalâğa olmadığını anlattı orada 40 yıldır yaşayan Türkler…

Çocuk düşmüş, dizi kanamış. Doktora yetiştirmişler. Hemşire çocuğa oyuncak veriyor, doktor gülerek geliyor, çocuğu teselli ederek tedavi ediyor: Şimdi geçecek, biraz acıyacak, ama, merak etme, az sonra ağrıların son bulacak… Gayet tabiî ki, bunlar bir medeniyet, uygarlık, nezahet, nezaket ve görgü eğitimi ve terbiyesidir.

Meselâ, gönüllülük anlayışı çok gelişmiş. Emekli veya müsait olan yüz binlerce gönüllü, hastaneye veya evlere gidip hasta ve yaşlılara meccanen bakıyor. Kilise ve benzeri hayır kurumlarına üye oluyor, “Ben haftada bir gün, iki gün müsaidim” diyor işlerine ücretsiz bakıyor.

Avustralya’ya yerleşmiş bir vatandaşımız ağır hasta olan annesini hastaneye yatırır. İlâçlarını vermek ister. Hemşire ve bakıcılar onu nazikçe ikaz ederler: Siz bırakın, biz ilgileniriz…

Bizimkiler ise, emekli olduktan sonra kendisini salıyor! Veya geçiyor veya başıboşluktan doğan sıkıntıdan ne yapacağını şaşırıyor. Ya kahve köşelerinde veya televizyon karşısında ömür tüketiyor.

Halbuki, bir altın kıymetinde olan bir saatte neler yapılır, neler!

 

MUTLAK HÜRRİYET, TRAFİK KURALLARI VE GERÇEK HÜRRİYET!

Avustralya Nur Vakfı, Büyük Atlas Okyanusu sahilinde, Yanakie bölgesinde ailelere yönelik "okuma programı/kampı" tertiplemişti 18 Aralık 2009’da. Sadece dinlenme ve eğlenmeye yönelik değil, Kur’ân, iman hakikatlerini müzekere kampıydı. Diğer yandan da özellikle gençler neşe ve sevinçle balık avlama, denize girme (orada mevsim yaz) meşrû oyun ile eğlencesindeydi.

Avustralya’da da bazı çevrelerde hürriyet, “Başkasına zarar vermemek şartıyla istediğini yapabilirsin, sana kimse karışamaz“ şeklinde algılanıyor. Eflatun, “Aşırı özgürlük, gerek devlette ve gerekse bireylerde köleliğe dönüşür“ der.

Açık-saçıklık ve cinsellikte özgürlük de, kadını köle gibi kullanmak isteyenlerin sinsi bir silâhıdır. Hiç ilgisi olmadığı halde, her ürünü satışında kadının pespaye bir mal gibi kullanılması bunun en çarpıcı örneği.

“Her şeyde mutlak özgürlük” diyen Batı, gerçekten bir çıkmaz içinde. Bu hürriyet anlayışıdır ki, ferdi, alkol ve uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklardan, cinsî sapıklıklar, oradan AIDS gibi çeşitli hastalıklar bataklığına saplamış. Ferdi mutsuz, huzursuz çırpınıyor; âile parçalanmış, dağılmış; sosyal hayatı zir ü zeber...

Hürriyet; hür olmak, serbestlik, yasak ve haram olmayan her şeyi yapma, engellenmeden hareket etmek olduğuna göre, İslâmın getirdiği yasaklar, haramlar, özgürlüğü kısıtlamıyor mu?

Her şeyde olduğu gibi, hürriyet meselesinde de dayanağı Kur’ân ve Hadis olan Bediüzzaman’ın hürriyet tarifine bakalım:

Hürriyet, hayat makinesinin buharıdır.7 Hürriyet, imânın bir hassasıdır, özelliğidir.8 Asıl mü’min hakkıyla hürdür. Sâni-i âleme abd ve hizmetkâr olan, halka tazellüle tenezzül etmemek gerektir. Demek imân ne kadar kuvvet verilse, hürriyet o kadar kuvvet bulur.9

Bediüzzaman, Hürriyete bir şekil vermekte ve sınırlarını çizmekte: Hürriyetin şe’ni odur ki, ne nefsine, ne gayriye zararı dokunsun.10 Mutlak (sınırsız) hürriyet, hayvanlıktır.11 Bediüzzaman, başka bir yerde, “Hürriyet-i mutlaka ise, vahşet-i mutlakadır, belki hayvanlıktır. Tahdit-i hürriyet (sınırlandırılması) dahi, insaniyet nokta-i nazarından zarûrîdir.12 der.

 

ADALET, HAKPERESTLİK VE MÜSLÜMAN AHLÂKI

Avustralya, adalet mekanizmasını tam rayına oturtmuş. Ayrıca, insanlar hakperest. Yalan ve hileye kaçanları da kısa zamanda pes ettiriyor! Araba tamircisi kardeşimiz anlatıyor:

Bir bayan arabasını tamire verdi. Arıza da, motorun içine kum atılması. Eski eşi ve dostu ona kızdığından kum atmış motoruna. Kadın mahkemeye vermiş. Şahit olarak da beni göstermiş.

Mahkeme bana şahitlik için celpname ve 250 dolar gönderir. Polis, yemin-billah, zamanının dışında başına başka bir şey gelmeyecek, lütfen şahitliğe gel, der.

Avustralya’da sık sık kanunlar değiştirilir. Dört genç, uyuşturucu aldığından köprüde çıkan yangında ölür. Meclis acil olarak toplanır, günlerce tartışır ve trafik akışının kanunu değiştirilir.

Avustralya’da en büyük ücreti, askerler, başbakan, bakanlar değil, hakimler alır. Sistem, polisi vs., vatandaşların ayağına giderek onları barıştırıyor.

Avustralya’da herşey “insana hizmet” odaklı. Rejim, sistem, devlet memurları… Kâinat insan için çalışıyor. Evet, belki bitkiler, hayvanlar da istifade ediyorlar. Ama, netice itibariyle, onlar da kâinatın en son ve en mükemmel meyvesi olan insana hizmet ediyor!

İşte Avustralya, kâinatın bu sırrını anlamış ve sistemini ona göre kurmuş: Herşey insan için. Devlet de, memurlar da insan için vardır.

Türkiye’de ise, insanlar devlet için vardır! Yüzde seksen halk, yüzde 20 silâhlı, silâhsız bürokratlara hizmet eder! Anlayacağınız Türkiye demokrasi ile değil, bürokrasi ile idare ediliyor.

 

SOSYAL DEVLET ANLAYIŞINI TAKİP

Avustralya Nur Vakfı koordinatörü Fatih Yargı ile birlikte yine Melbourne’de bulunan ve kiliseden çevrilen Bediüzzaman Vakfı’na gittik. Cemaatin çoğunluğu Somalili. Namazdan sonra sohbetimizi sürdürürken Avustralya Wonash Üniversitesinden Prof. Dr. Gary Bouma, Dr. Wendy Ann Smith, Dr. Tuba Boz, Almanya Hildesheim Üniversitesinden Prof. Dr. Claudia Deridıs, Dr. Andrea Fleschanberg das Ramos Pincu, Safiye Huy, Yasemin Çifti’den oluşan bir ekip geldi.

Almanya ile Avustralya’daki yabancıların sosyal hayatlarını kıyaslayarak araştırıyorlardı. Almanya tecrübesi de olan Yargı ve ayrıca Alpay’ın verdiği bilgilere göre, Avustralya insan hak ve hürriyetleri, sosyal devlet yönünden çok daha gelişmiş, çok daha güçlü oluşuydu. Bu arada, Bediüzzaman’ı tanıdığını Avustralyalı Dr. Wendy Ann Smith. Ve Prof. Dr. Gary Bouma’nın da hayatını okuduğunu ilâve eder.

Said Nursî’nin felsefesinin, özellikle dinler arası diyalog meselesi ve diğer dinlere açılımı çok önemli olduğunu vurgular.

İslâm araştırmaları yapan Prof. Dr. Claudia Deridıs, “Bu sahada araştırmalar yapanların Bediüzzaman’la ilgilenmemesi imkânsız” diye de ilâve ediyor.

Müslümanlar, cami yapma işinde gayretlidir. Yardım toplandığında üç, beş dolar verirken; Türkler-kahvelerde kumar da oynasa, alkol de alsa-cami için yardım istemeye gidildiğinde 20, 50 dolar, kimi zaman önündeki para yığınından saymadan avuçlayarak verir.

 

Dipnot:

 

6- milliyet.com.tr/20.1.2010.

7- Said Nursî, Divân-ı Örf-i Harbî, s. 59.

8- Said Nursî, Hutbe-i Şâmiye, s. 67.

9- A.g.e. 103.

10- Said Nursî, Münâzarât, s. 55.

11- Hutbe-i Şâmiye, s. 103.

12- Age, 87. der.

 

YARIN: AVUSTRALYA’DA DİN VE VİCDAN

HÜRRİYETİ

 

06.02.2010