İnanç özgürlüğü işliyor

07 Şubat 2010

-

AVUSTRALYA'DA DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ

 

Avustralya’da bir kesim, dini yaşamak için mükemmel bir yer oluğunu söylüyor. Bir diğer kesim ise, kötülük ve olumsuzluklarla dolu berbat bir yer olduğunu iddia ediyor. Aslında ikisi de haklı!

Zira, Avustralya hak ve hürriyetler bahçesidir. Bahçeye girenler farklı yaklaşım sergiliyor. Kimisi, çiçeklere, güzelliklere, meyvelere, gölgelere, tenezzühe talip. Kimisi ise, mezbeleliklere, dikenlere, olumsuz yönlere kilitleniyor! Yani, herkes gözlüğünün rengine göre bakıyor!

İlkokuldan üniversite’ye, resmî dairelerden özel şirketlere, fabrikalara kadar isteyen dinî inancının gereği başörtülü veya başka kıyafetiyle serbestçe girebiliyor.

Bir kardeşimizin kızı ilkokulda, büluğ çağına erişince başörtüsü takar. Okul müdürü eve mektup gönderir: “Kızınız örtündüğüne göre, dininin diğer vecibelerini de yerine getirecek. Her kolaylığı göstermeye hazırız; namazlarını kılacak bir mekân hazırlayalım mı?”

Mescidleri sadece okullarda açmıyorlar. Bütün fabrika ve işyerlerinde ibadethaneler bulunuyor. Sağlık Bakanlığının danışmanı, işe girerken, “Tek bir şartım var!” diyor bakana. “Cuma namazına gitmem gerekir.”

Aldığı cevap şu: “Tamam ofis günlüğüne, randevu defterine şu saatlerde Cuma namazında!” diye yaz.

***

26 Aralık 2009’da “Evliliğe Doğru ve Ailede Mutluluk Yolları” isimli konferansta bir sürprizle karşılaştık. O da, 30 yıl önce Samsun’da kısa bir dönem Medrese-i Nuriye’de beraber kaldığımız hemşehrim, köylüm Salih Bak’la karşılaşmam. İlim Kolejinde din dersi öğretmeni. Cumartesi-Pazar günleri de öğrencilere Kur’ân, fıkıh, din ile tefsir dersleri veriyor.

İlkokul, lise kim isterse başörtülü olarak gelebiliyor. Veliler din dersi istiyorlarsa idareciler bu dersi koymak ve öğretmeni bulmak zorunda.

***

Maaliftihar, 340 bin Müslümanın yaşadığı Avustralya’da böyle bir insanlık sergileniyor! Ve maalesef yüzde 99’u Müslüman Türkiye’de bir lise idarecileri, namaz kılan öğrencilere göz yummuş diye Millî Eğitim Bakanı (Hüseyin Çelik idi o zaman), onları açığa alıp haklarında soruşturma açar.

Ve yine maalesef, Koç Şirketler grubu, şirketine namaz kılan insanları, hatta bıyıklı insanları bile almaz, barındırmaz.

Batı’da ibadetleri engelleyen, giyim-kuşamından dolayı işine son veren yöneticilere ceza verilir, mağdurlara da tazminat!

İşte İslâmın hak ve hürriyetini uygulayan Avustral’ya, işte Türkiye!

Bu ne ile izah edilebilir? Türkiye’nin deccalizmin üs merkezi olmasıyla! Ve rejimin, devletin deccala göre yapılanmasıyla!..

 

AVUSTRALYA'DAKİ DİNLER VE İNANÇLAR

Çok kültürlü bir toplum. 248 ülkeden insan var. 289 çeşit dil konuşuluyor. 128 çeşit dinî inançta insan mevcut. İnanç hürriyeti kemaliyle işliyor!

Avustralya’da yaşayanların yüzde 75.8’i Hıristiyan. (Başbakanın meclis odasında kilisesi var.) Ancak, bu genel bir ifadedir. Eğer Hıristiyanlık inançlarına bağlı ve kiliseye gidenler nazara alınırsa, bu rakam, yüzde 3, yüzde 5'lere bile varmaz. Zira, Hıristiyan coğrafyalarda yaşayan (Batılıların) ve Hıristiyan sayılanların kahir bir ekseriyeti ateist veya agnosist (ilgilenmezci). Kiliseler de, şu anda, gönüllü kültür kuruluşu olarak, hastane, fakir ailelere ve göçmenlere yardım eden sosyal bir müessese gibi hizmet veriyor.

Kiliseler boşaldı. Misyonerler artık misyonerlik yapmıyor. İnsanlara, göçmenlere, hastalara nasıl yardım edebiliriz, onların haklarını takip ediyor.

The Australian Federation of Islamic Councils’in (AFIC) kayıtlarına göre kıt'adaki Müslüman nüfus 300 bin dolayında. Bunun tamamına yakın kısmını başka kıt'alardan göç etmiş 23 ayrı etnik grup oluşturuyor. Bunlar arasında ilk sırayı Türkler’le (100 bin) Lübnanlılar (85 bin) alıyor. Onları Yugoslavlar, Malezyalılar ve Endonezyalılar takip ediyor. Ülkede 150 kadar da Anglosakson asıllı Avustralyalı Müslüman aile yaşıyor.

 

AVUSTRALYA'YA İSLÂMİYETİN GİRİŞİ

Müslümanların Avustralya’ya gelişi üç devrede ele alınır:

I. Dünya Savaşı’ndan önce; II. Dünya Savaşı'nda ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra gelenler. Avustralya kıyılarına ilk gelen Müslümanlar, X. yüzyılda Arap tüccarları ve XVI. yüzyılda Endonezya adalarından geçen balıkçı ve seyyahlardır. Ülkeye yerleşen ilk Müslümanlar 1860’lı yıllarda buraya gelen Afganistanlı deve sürücüleridir.

Dışarıdan gelerek kıyı bölgelerine yerleşen Avrupalı sömürge yöneticileri, karanın iç bölgelerini keşfetmek, buralara seyahatler düzenlemek ve ülkeyi güneyden kuzeye boydan boya geçebilmek amacıyla develerden faydalanmayı düşünmüş ve bu sebeple ilk defa 1860 yılında Keşmirli Dost Muhammed ve iki arkadaşı ile yirmi dört deveyi ülkeye getirmişlerdir. Royal Society of Victoria şirketinin denetiminde Burke ve Wills şehirleri arasında seferlere başlayan Dost Muhammed, Melindee’ye yerleşmiş, ancak birkaç yıl sonra ölmüştür.

Ardından 1866 yılında yüz yirmi deve ile birlikte on iki Afganistanlı Müslüman deve sürücüsü daha getirilmiş ve bunları her yıl yeni gelenler takip etmiştir. Böylece özellikle Avustralya’nın batı, güney iç bölgelerinde önceleri deve kervanlarında, daha sonra ise demiryolu inşaatı, telgraf hattı tesisi, madencilik, su kuyusu açma, keşif seyahatlerinde taşıyıcılık yapma, adanın ücra köşelerine erzak götürme gibi işlerde çalışan bir Müslüman cemaati doğmuş oldu.

Öte yandan aynı dönemde Endonezya’dan balıkçılık ve inci avcılığı amacıyla gelen Müslüman Malaylar da ülkenin kuzeybatısı ile kuzey bölgelerinde Broome, Darwin ve Thursday Adasına yerleşerek Müslüman cemaatlerini oluşturdular.

Afganlılar ile Malaylar Avustralya’daki ilk İslâmî grupları teşkil ettiler. Deve sürücüsü olarak ülkeye gelen ve çeşitli işlerle uğraşan Afganlılar, bilhassa ülkenin iç bölgelerinde hayat şartlarının iyileştirilmesinde önemli rol oynamışlardır.

Güneydeki Elizabeth Limanı yakınlarından içerideki maden alanlarına kadar uzanan kervan yolları ile doğuyu batıya bağlayan ve Alice şehrini Perth’e birleştiren telgraf hattının inşasında çalışan Müslümanlardan ülkelerine geri dönmeyenler, kimi yerli kadınlarla evlenerek kimi de beyazlarla evlenerek çeşitli şehir ve kasabalara yerleşmişlerdir. Yol kenarlarında su ve kuyuların çevresine yerleşen Afganlı deve sürücüleri “Gan Kasabası” (Ghan Town) veya “Gan Kampı” adı verilen yerleşim birimlerini kurarak buralarda tesis ettikleri ve sosyal hayatta önemli rol oynayan mescidler yoluyla İslâm’ın sesini etrafa duyurmuşlardır.

Afganlıları ve Malayları takip eden Hindistan, Çin ve diğer ülkelerden gelenlerle birlikte Müslümanların sayısı XX. Yüzyılın başında 6011’e ulaşmıştır.

1902’de Avustralya’daki sömürge idaresinin Asyalılar’la koyu renkli insanların ülkeye gelişini yasaklayan bir kanunu yürürlüğe koyması üzerine Asya’dan bu ülkeye Müslüman göçü çok azalmış ve geriye dönüşler başlamıştır. Ayrıca demiryolu ve karayollarının yapılması ulaşımda develere olan ihtiyacı ortadan kaldırdığından bu işle meşgul olan Müslümanlar zor durumda kalmışlar, bazıları ülkelerine dönerken bazıları da iş değiştirerek başka alanlarda çalışmaya başlamışlardır. 1911’de bu ülkede bulunan Müslümanların sayısı 2020’ye kadar düşmüş ve varlıklarını devam ettirmede büyük zorluklarla karşılaşmışlardır.

XX. yüzyılın başına kadar dışarıdan gelen göçmenler Avustralya’nın çeşitli sahillerinde teşkilâtlanarak İslâm merkezi ve camiler tesis etmişlerdir. Ülkede ilk İslâm merkezi (1889) ve camisi (1896) Adelaide de açılmış olup bunları Marree, Perth, Broken Hill, Brisbane gibi şehirlerde açılan camiler takip etmiştir. Ayrıca Broome, Darwin, Port Heldand, Farina, Oodratta, Bridsville, Alice Springs ve Coolgardie şehirlerinde de küçük mescidler kurulmuştur. Bu dönemde inşa edilen camilerden iki tanesi (Perth ve Adelaide) bugün hâlâ ayakta olup ibadete açıktır.

XX. yüzyılın başından 1953’e kadar Balkanlar’dan, Ege adalarından, Arnavutluk ve Batı Trakya’dan bazı Türkler buraya göç etmişlerdir. İtalya'nın Oniki Ada’yı, Yunanistan’ın da Ege adalarını işgal etmeleri ve özellikle I. Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin dağılması üzerine Rodos, İstanköy, Midilli ve diğer adalardan gelen Türklerle çeşitli eski Osmanlı yurttaşları Avustralya’ya yerleşmişlerdir.

Komünist idarenin kurulması üzerine de Bulgaristan’dan bazı Türkler buraya göç etmişlerdir. II. Dünya Savaşı arasında Avrupa’dan göç eden Müslüman göçmenlerin ülkeye kolay girmeleri İngiliz, İtalyan, Yunan ve Bulgar pasaportu taşımaları sebebiyledir. Buraya ilk gelen göçmenler önce savaş kamplarına yerleştirilmiş, daha sonra da toprak tahsis edilerek kendilerine çiftçilik yapma imkânı verilmiştir. Fakat bunların bir kısmı Müslümanlıklarını koruyamamış ve Avustralya toplumu içerisinde erimişler, bir kısmı da savaşın ardından kendi ülkelerine geri dönmüşlerdir.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra idarenin karşı tedbirlerine rağmen Arnavutluk, Yugoslavya, Lübnan, Suriye, Mısır, Kıbrıs ve Türkiye’den Avustralya’ya yönelen Müslüman göçü, bilhassa 1960’tan sonra yoğunlaşarak devam etmiştir. Yugoslavya’nın Bosna şehrinden gelenler Adelaide, Melbourne ve Sydney’deki İslâmî teşkîlâtlarda aktif rol oynarken özellikle 1948-1952 arasında Kıbrıs’tan gelen Türkler Sydney ve Melbourne’de geniş bir cemaat oluşturmuşlardır.

1968’den itibaren ülkenin iktisadî alanda ihtiyaç duyduğu iş gücünü karşılamak için imzalanan göç anlaşmaları uyarınca Türkiye, Lübnan, Mısır ve Suriye’den gelen göçmenler fabrikalarda çalıştırılmışlardır. Bunların yanından Hindistan, Pakistan, Çin, Burma, Sovyetler Birliği ve Güney Afrika’dan da gelenler olmuş ve böylece Avustralya’da çok milletli bir İslâm cemaati meydana gelmiştir.1

 

Dipnot:

1- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1991, IV, 167-172, “Avustralya” maddesi.

 

Avustralya’daki bereketin sebepleri neler olabilir?

 

Hıristiyan bir ülke olan Avustralya’daki bu bolluk ve bereketin sebepleri neler olabilir?

1- Allah’ın koyduğu kanunlara, çalışma kanununa uyuyorlar. Malûm, Hâlıkı’nın iki türlü kanunu vardır:

nTeşrii dediğimiz şeriat, din, İlâhî emirler, kanunlar.

nTekvini (mükevvenat, oluşsal âlem) kanunu, tabiat kanunu, adetullah, sünnetullah kanunu.

İşte, çalışmanın bir kanun olduğunu ilân eden İlâhî fermanın meali:

Evet, bu İlâhî bir kanundur ve o kanuna kim ittiba ederse, Allah’ın şeriatına uymuş olur. Allah’ın şeriatına uyan kazanır.

Meselâ, insanları başşehir Canberra’ya taşımıyor. Başşehri vatandaşın ayağına götürüyor. Seçilen milletvekili, seçildiği eyalette ofisinde çalışıyor; vatandaşla iç içe. Yanında dört beş memur var. Vatandaş derdi oldu mu, gelip ona söylüyor.

Meclis toplandığında, bir iki memurunu alarak başşehir Canberra’ya gidiyor, iki-üç gün kalarak tekrar vatandaşa dönüyor…

Hatta, öğretmenleri Canberra veya Eyalet Hükümetinin bakanları tayin etmiyor. Okul idaresi öğretmenini buluyor; anlaşmayı yapıyor; devlet maaşını ödüyor!

Bir de Türkiye’yi düşününüz! Bütün vatandaşlar Ankara’ya taşınıyor!

 

YARIN: AVUSTRALYA'DAKİ MÜSLÜMAN

CEMAATLER

 

07.02.2010