AB NİRE, AVUSTRALYA NİRE?

04 Şubat 2010

-

Abu Dabi’de iki üç saatlik bir aradan sonra, tekrar havalanarak Tullamarina Havalimanı'ndan Avustralya’nın Victoria Eyaletinin başşehri Melbourne’e (ertesi gün) indik. Türkiye’nin zemheri kışından, takriben 21 saat sonra, Avustralya’nın yazına rıhlet eyledik!

Normalde 18 saattir uçuş süresi. Kalp krizi geçiren bir hastayı, Endonezya/Jakarta’ya indirmek için seyir değiştirdik. Bir-iki saatlik bir bekleyişten sonra; 21 saati havada olmak üzere Avustralya’nın Victoria Eyaletinin başşehri Melbourne'e ulaştık sağ-salim… Endonezya’yı da, güneşli ve berrak bir havada, kuşbakışı görmek nasip oldu böylece.

Küçük çaplı türbülansların dışında bir aksaklık yaşamadık çok şükür! Ve düşündük ki, koca dünyamız, büyük bir uçak gibi, hiç türbülans yapmadan, saatte 108 bin kilometre hızla dönüyor! Denizler, insanlar baş aşağı durduğu halde dökülmüyor, savrulmuyor!

 

«««

 

Bizi karşılayan Avustralya Nur Vakfı (Australia Light Foundation) yetkililerinin, “Yolculuğunuz nasıl geçti?” sorusuna; “Elhamdülillah, gayet uzun ve verimli bir yolculuk yaptık! İstanbul’dan havalandığımda sakallarımda tek bir ak kılım yoktu (zira matruş idim!) şimdi aklara büründü!” diye cevap verdik.

Kırsal kesimlerde köylülere, “Filan yer nerede?” diye sorduğumuzda, “De şuracıkta, şu tepeciği aşınca, bir sigara içmeklik!” şeklinde cevap alırız. Git, git, bir paket biter, tepecikler aşılır, yine ulaşamayız!

Avustralya için de “Deee şuracıkta, Dubai’yi (Abu Dabi’yi) aştınız mı, tamam!” dedilerdi! Aman ya Rabbim! Bulutlardan tepecikler, dağlar, gündüzler, geceler aşmaya çalıştık, git, git, ömür biter, yol bitmez!

 

«««

 

Avrupa’ya, (Aslında Avrupa İstanbul’unda yaşadım uzun müddet!) Afrika’ya, Orta Asya’ya gitmiş, İran’ı, Turan’ı gezmiştik! Avustralya aklımızın ucundan bile geçmemişti. Ta ki, Melbourne ve Sidney’de “Evlilik ve Ailede Mutluluk Yolları” konferansları, bir dizi seminer, okuma programı ve sohbetler için Ekim 2009’da Avustralya Nur Vakfı Organizatörü Fatih Yargı’dan dâvet alana kadar…

Vize, hiç ummadığım bir sür’at ve sıfıra yakın bürokratik işlemlerden sonra gerçekleşti. Evrakların hazırlanması vesaire, halledildi. Bana da sadece Ankara Avustralya Büyükelçiliği'ne göndermek düştü… Her halde Avustralyalılar ülkelerini beğenmeyip kalmayacağımızı düşünmüş olacaklar ki, sorgusuz, sualsiz vize verdiler!

Kimbilir bu, belki Nur Vakfı’nın çalışmalarından, belki daha önce giden Yeni Asya mensuplarının bırakmış olduğu olumlu intibadan, belki de her ikisi…

 

«««

 

AB üyesi ülkelerden vize almak isterken yaşadıklarımız, sadece üzüntü sebebi değil, utanç verici! Türklere gösterilen tavır, kimi zaman insan haklarını ihlâl edecek vehamette.

Türkiye’deki AB karşıtlığının bir cephesi de, vizede ortaya konan bu örneklerden besleniyor muhakkak. AB, en azından aday ülke konumunda iken Sırbistan’a sağladığı kolaylıkları, Türklere göstermeli değil miydi?

50 yıla yakın süredir yan yana yaşayan ve köklü ilişkilere sahip iki toplum arasındaki ilişkiler, en azından vize muameleleri böyle mi olmalıydı?

AB’yi kendi bağnazlığı ve dayatmalarıyla başbaşa bırakıp tekrar Avustralya’ya dönelim…

 

ABORJİNLER ÜLKESİ:

BİLİNMEYEN TOPRAK PARÇASI

Aborjinlerin ülkesi Avustralya, 17-18. yüzyıla kadar eski dünya ülkelerince bilinmiyordu. 1970’lere kadar da şahsen bizim meçhulümüzdü… Adı, Latince’deki Terra Australis Incognita’n geliyor zaten: Güneydeki (Australis) Bilinmeyen (Incognita) Toprak parçası (Terra).

Hint Okyanusu ve Güney Pasifik Okyanusu arasında yer alan Avustralya’ya ilk defa, Hollandalı Willem Janzoon; benim Avustralya’ya ayak basmamdan 403 yıl önce, yani, 1606’da ayak bastı!

Ondan sonra, 1616 ve 1640 arasında pek çok gezgin, sömürgeci ve meraklı, özellikle batı kıyısında incelemelerde bulunmuş. Bu tarihlerden kısa bir süre sonra Hollanda, adanın güneyinde araştırma yapmaya karar verir. Abel Tasman, bugünkü Tazmanya’yı keşfeder.

Ne var ki, beklediklerinden daha verimsiz olduğu kanaatine vardıklarından hayal kırıklığı yaşar; bir daha uğramazlar! 19. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Avustralya’nın adı, “Yeni Hollanda”dır.

Keza, İngiliz araştırmacılar da dişe dokunur bir şey bulamamış ve adayı terk etmiş. Ancak, İngiliz kaptan James Cook ise, 1770 yılında yaptığı araştırmalarda adaya hayran olmuş ve bulunduğu bölgeye ‘New Wales’ adını vermiştir. Ve Britanya’ya aidiyetini ilân etmiş ve İngiliz kolonileşmesi başlamış.

"AVUSTRALYA'DA

ABORJİN KALDI MI?"

Afrika’ya giden gazeteci, ormanda gezinirken rehbere sorar: “Buralarda yamyam var mı?”

“Birkaç kişi vardı, geçen sene onları da yedik, kalmadı artık!” cevabını alır.

 

«««

 

Aborjinya’ya (Avustralya’ya) gitmeden önce zihnimizde meşhur olarak, “fedakâr kangurusu, sevimli koalası, fizik/matematik hesaplarına dayanan en eski silâhı bumerangı ve Aborjin”i, yer etmişti. Bütün bunların ötesinde de monarşı ile idare edilmesine rağmen “açık demokrasisi” daha meşhur.

Fakat, “Başkasını yutmakla beslenen Batı felsefesinin “ırkçı-milliyetçi, kafatasçı (kafatası yiyen) anlayışı” Aborjinlileri yedi, bitirdi, pek kalmadı…

1770 yılında kaptan James Cook’un Avustralya’nın doğu sahillerini ele geçirmesinin ardından Aborjinler, maruz kaldıkları hastalıklar, topraklarının kaybı ve gördükleri şiddet sonucu 100 yılı aşkın sürede nüfuslarının yaklaşık yüzde 90’ını kaybetmişti.

Çoğu melez 100 bin kadar Aborjin çocuğun da 1919-1970 yılları arasında ailelerinden koparıldığı tahmin ediliyor ve onlara “çalınmış kuşak” deniyor.

Aborjinler Kızılderilileri hatırlattı. Amerika’da Kızılderili kaldı mı ki, Avustralya’da kalsın! Madem fiilen Avustralya’ya bir seyahat ettik; Amerika’ya da ilmî ve fikrî ve de hayalî bir seyahat yapacağız!..

 

«««

 

Demokrasinin beşiği İngiltere/İngilizler, Avustralya yerlileri Aborjinleri kırıp geçirmesinden asırlar sonra, “göçmen Avustralyalılar” hiç olmazsa, 13 Şubat 2008’de, “Yedik, özür dileriz!” deme faziletini gösterdi! Bu da, “açık demokrasinin” fazileti olsa gerek!

Avustralya Parlamentosu’nda, Başbakan Kevin Rudd’un, bütün Avustralyalılar adına Aborjinler’den özür dileyen teklifi de, oldukça hislendirici geçen oylamanın ardından oybirliğiyle kabul edilmişti.

Teklifte, “Avustralya’da birbiri ardına gelen hükümetlerin, derin üzüntü, acı ve kayıplara sebep olan yasaları ve politikaları dolayısıyla bu Avustralyalı vatandaşlarımızdan özür diliyoruz” ifadeleri yer almıştı.

Avustralyalıların, canlı olarak yayınlanan oylamayı, bütün şehir ve okul salonlarında kurulan dev ekranlardan, büyük kalabalıklar oluşturarak izlediğini duyanlarımız vardır. Rudd’un konuşmasının, oturumu izleyen Aborjinler tarafından da ayakta alkışlandığını; alkışlara Başbakan Rudd ve parlamenterlerin de karşılık verdiğini de…

Ve Aborjin bayrağı, Avustralya bayrağı ile birlikte şimdi dalgalanıyor! Sembolik Aborjin hükümeti de var…

Demokrasi, insan hak ve hürriyetlerinde meseleyi bu derece ileriye kadar vardırmışlar.

Bir de Türkiye’yi düşününüz!..

 

YARIN: AVUSTRALYA’NIN ETKİN YAPISI

 

04.02.2010