Âkil olan anlasın bizi

02 Haziran 2008

R.A.

Türkiye’de son zamanlarda tavan yapan, medyada reyting rekorları kıran ve yedisinden yetmişine herkesin dilinde pelesenk olmuş bir kelime var. Lâfızla mânânın çatıştığı kelimelerden biri. Nice köşe yazarlarına ilham oldu. Çok konuşuldu, yazıldı, çizildi. Fikirler çarpıştı, barika-i hakikat çıktı çıkmasına, ama anlayana. Anlamayanlar anlayanlardan daha mesut görünüyor. Çünkü davul da, tokmak da onların elinde.

“Mahalle baskısı” tabiri artık herkesin mâlûmu. Başörtülü başı açığa, namaz kılan kılmayana, inanan inanmayana baskı yapıyormuş(!) Türkiye’de. Bu bir hezeyan mı, yoksa mizah anlayışı çok yüksek şahıslarca ortaya atılmış bir şaka mı? Eğer bu bir şakaysa bravo! Bütün dünyayı güldürdünüz. Hem de katıla katıla.

Ama ciddî konularda lütfen ciddiyet. Tavrınızla bu ülkedeki muhabbete husumet kattınız, nifak attınız. Sapla samanı karıştırdınız. Mahalle baskısına uğrayan kimdi? Eğitim hakkı elinden alınan siz miydiniz? Vicdansızca uyguladığınız yasak yüzünden kaç başörtülü mağdur oldu? Kaçı işinden, kaçı eşinden oldu? Başını açmayan öğrencilere ikna(!) çalışmaları yapıldı kapalı kapılar ardında. Baskının dik âlâsı değil de ne bu? Namaz kılan ve Kutlu Doğum Haftasında ilâhî söyleyen minikler büyük bir suç işlemişçesine manşet oldu basında, flaş haber oldu medyada. Bütün bunlar mahalle baskısı değil de ne? Kimin kime baskı yaptığına bütün dünya şahit oldu.

Evet, bütün dünya bunlara şahit olurken, bakın biz nelere şahit oluyoruz Melbourne’da. Burada insanlar ibadet, kıyafet, dil, din v.s. özgürlüklere sahip. Üniversitede, işyerinde, sokakta, otobüste, nerede olursanız olun mükerrem bir varlık olduğunuzu hissediyorsunuz. İster şalvarla, ister çarşafla, ister bindallıyla gezin. İçindeki sizsiniz. Ve değerli olan sizsiniz. Başınızda yazma, ayağınızda şalvar, şehrin en büyük alış veriş merkezlerinde ya da üniversite koridorlarında özgürlüğün resmini çizin. Başörtünüz bayrak gibi dalgalansın. Ne bir baskı, ne bir tahkir, ne de müstehziyane bir bakış. İnsana insanca muamele var Melbourne’da.

İngilizce kursunda hocamız Gen soruyor :

-Strese girdiğinizde ne yaparsınız?

Cevabımız

-Namaz kılarız, duâ ederiz.

Kimse rahatsız olmuyor bundan. Hıristiyanı, Budisti hoşgörüyle bakıyor ve gülümsüyor. En ufak bir baskı ifadesi yok kimseden kimseye.

Her millet kendi mabedini inşa edip, inancının gereği olan ibadetini yapıyor özgürce. Çinlisi tapınağında, Ortodoksu ve Katoliği kendi kilisesinde, Müslümanı camisinde.

Hatta devlet bakanları ziyaret ediyor bu ibadethaneleri. Nur Vakfı da Yeni Asya okurlarının hem medresesi, hem camisi. Ve devletin bakanları burayı da ziyaret ediyor ve burada ibadet eden Müslümanlarla sohbet ediyor, onların isteklerini dinliyor.

İşte demokrasi. İşte hürrriyet. Ve bir kıt'ayı dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı yer kılan değerler. Âkil olan anlasın bizi.

02.06.2008