İslâm derneklerinden büyük hizmet

08 Şubat 2010

-

MÜSLÜMANLARIN FAALİYETLERİ

 

Bugün Avustralya’daki İslâm cemaatini oluşturanlar, sadece buraya çalışmak ve yerleşmek amacıyla gelen Müslüman göçmenler değil. Cemaatin içinde özellikle Uzakdoğu ve Güney Asya ülkelerinden gelen çok sayıda öğrenci ile Müslüman devletlerin buradaki diplomatik misyonlarında görevli memurlar da bulunuyor. Çeşitli üniversitelerde öğrenim gören Müslüman öğrenciler, Avustralya Müslüman Öğrenci Dernekleri Federasyonu’nun (Australian Federation of Muslim Students Associations: AFMSA) çatısı altında toplanarak İslâm’ın tanıtılmasında önemli rol oynuyorlar.

Çeşitli milletlere mensup olan Avustralya’daki Müslümanlar değişik iktisadî faaliyetlerde bulunmakta. Arnavut asıllı olanlar çoğunlukla çiftçilik, Lübnanlılar küçük esnaf, fırın ve bakkaliye işleri, Türkler fabrika işçiliği yaparlarken, Mısırlılar ile Hintliler eğitim ve sağlık kurumlarında çalışıyor.

 

DERNEK ÇALIŞMALARI

Avustralya’da yaşayan Müslümanlar, milliyet temeline göre teşkilâtlanan mahallî derneklere ve bütün dernekleri tek bir şemsiye altında toplamış olan millî bir federasyona sahipler. İlk Müslüman dernekleri Mareeba’da (1953) ve Shepparton’da (1958) kurulmuş. Bugün ülkenin her tarafına dağılmış olan bu derneklerin sayısı altmışı geçmiş durumda. Dernekler kuruldukları şehrin veya bölgenin adıyla anılıyor ve bütün cami ve mescitler derneklerin bünyesinde bulunuyor. 1986’daki resmî rakamlara göre ülkede ibadet edilen elli dokuz yer var ve bunlardan üçü T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olmak üzere on altısı Türkler tarafından açılmış.

1986 yılında, Türkler’ in yoğun bulunduğu Sydney-Auburn’da, İstanbul’daki Sultan Ahmed Camii planında ve 5 bin kişi alabilecek büyüklükte bir caminin yaptırılması için Auburn Kur'ân-ı Kerim Course And İslamic Cultural Centre öncülüğünde başlatılan çalışmalar 1999 yılında tamamlanmış ve cami ibadete açılmıştır. Bu derneklerin çoğu da 16 Nisan 1986 tarihinde “Avustralya Türk İslâm Cemiyetleri Birliği” adı altında kurulan, bir yıl sonra ise adı “Avustralya Türk İslâm Federasyonu” şeklinde değiştirilen kuruluşun çatısı altında toplanmıştır. Eyaletlerde dernek ve merkezlerin birleşmesiyle Avustralya İslâm Konseyleri Federasyonu doğmuştur. Avustralya hükümetinin bütün Müslümanların bir üst kuruluşu olarak kabul ettiği AFIC, ülkede İslâmî hizmetleri organize etmekte, çeşitli Müslüman ülkelerden din görevlisi getirtmekte, bunlarla anlaşmalar yapmakta ve en önemlisi Avustralya’dan İslâm ülkelerine ihraç edilen etlerin İslâmî esaslara uygun biçimde kesilmelerini sağlayarak üzerlerine "helâl" damgası vurmakta ve radyo-televizyonda çeşitli programların yapımında etken olmaktadır.

Faaliyetlerini petrol zengini İslâm ülkelerinden aldığı yardımlarla yürütmekte olan AFIC’in merkezi Melbourne’dedir ve içerisinde Türkçe, İngilizce, Arapça ve Sırpça yazıların yer aldığı Minaret adlı aylık bir dergi yayımlamaktadır. Millî nitelikte ikinci teşkilât, ülkedeki üniversite ve kolejlerde okuyan Müslüman öğrencileri aynı çatı altında toplayan Avustralya Müslüman Öğrenciler Federasyonu’dur.

Avustralya’da doğrudan İslâmiyet, şarkiyat ve Türkiyat sahalarında öğrenim veren veya araştırma yapan kuruluş yoktur. Sydney Üniversitesi’nde Sâmî Diller Bölümü’nde “İslâmî Çalışma” adıyla ders okutulmakta, ayrıca Melbourne Üniversitesi Ortadoğu İncelemeleri Bölümü’nde de İslâmiyet’le ilgili bilgiler verilmektedir. Bunların yanında New England Üniversitesi ile Sydney Üniversitesi’nde Arap dili bölümleri bulunmaktadır.

 

MÜSLÜMAN MEZARLIĞINI ZİYARET

Defin konusunda gerekli bütün dini vecibeler yerine getirilecek şekilde yapılanmışlar. Müslümanlara tahsis edilen Müslüman mezarlıkları var. Cenaze işlemlerini ifa etmek üzere de vakıf ve dayanışma sandıkları kurulmuş.

Melbourne Fawkner bölgesi’nde Müslüman Türklerin de bulunduğu mezaristanı ziyaret ettik. Avustralya’daki hizmetleri yüklenen Hüseyin Tanrıverdi ve diğer kardeşlerimize bir Fatiha okuduk. Zengin bir toplumun mezaristanı da modern oluyor. Her toplumun kendine ait mezarı var. Hatta, cesedinin yakılmasını isteyenlerin bile. Kimi toprağa sıra sıra dizilmiş, kimi çok katlı kül mezarlık!

 

AVUSTRALYA'DA

KEMALİZMİN NE İŞİ VAR?

Bizi hayrete düşüren tuhaflıklardan birisi de, Kemalizmin bazı dindarlar eliyle Avustralya’ya taşınması. Avrupa Birliği'nin, “Sizi alırız, ama, Kemalizm olmaz!” diye mükerreren tekrarladığı Kemalizmin Avustralyada işi ne?

Bazı özel okullar, hürriyetin, özgür eğitim vermenin tadını çıkarırken, bazılarının M. Kemal’in büstlerini ve düşüncelerini oraya taşıması, Türkçe derslerine Kemalist öğretmenleri tayin etmesinin sebebi ne olabilir?

Bir rejim, bir eğitim sistemi şahısların görüşleri istikametinde yapılanabilir mi? Ülkemizin geri kalmasının sebebi, Kemalist düşünce ve istibdadı değil mi? Bereket ki, Avustralya hükümeti, velilere, çocuklarına istenen bilgilerin verilip-verilmemesi hürriyeti tanıyor. Çocuklarını bu okula vermek zorunda kalan kardeşlerimiz, okul idarecileri ve öğretmenlerine, “Benim çocuğuma M. Kemal hakkında ödev vs. vermenizi istemiyorum!” diyor.

İşin tuhaf bir başka yönü de, bu özel okul, “Türkçe’yi öğretiyoruz!” diyerek müşteri topluyor. Oysa, okullarda eğitim İngilizce. Haftada bir saat Türkçe, bir saat de din dersi veriliyor!

Haftada değil bir saat, 10 saat ders de koysanız Türkçeyi öğretmen imkânsız. Ama, farz edelim ki, mükemmel bir şekilde öğrettiniz. Bundan ne çıkar? İngilizceyi öğrendiğinizde fen ilimlerinde, Arapça’yı öğrendiğinizde İslâm ilimleri dallarından haberdar mı oluyorsunuz? Kur’ân’ı anlamış mı oluyorsunuz?

Hayır! Dil bir âlet ilmidir. Âlet ilmini öğrenmek başka, ondan sonra, onunla yüksek ilimleri öğrenmek bambaşka bir şeydir!

Şu halde, “Türkçe’yi öğretiyoruz!” diye propaganda yapmanın anlamı ne? Sahi, bu Türkçe meselesi, devletin bir projesi olmasın?

Öyle ise, bunu hizmet diye lanse etmek ne derece dürüstçe?

 

İSLÂMI YAŞAYARAK TEBLİĞ!

Avustralya gibi ülkelerde yaşayan Müslümanların en büyük hizmeti, İslâmı yaşayarak tebliğ etmeleridir. O toplumların dillerine zaten hakim değiller. Olsalar bile onlara yaklaşmak ve anlatmak büyük bir maharet ister. Ama, İslâmın güzelliklerini hal, hareket ve hayatlarına yansıtmak, bizatihi hizmettir, tebliğdir, anlatmaktır. Bediüzzaman, “Lisan-ı hal, lisan-ı kalden daha tesirlidir” der. Yani, yaşamak, sözden daha etkili. Ve yine, “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-ı îmaniyenin kemalatını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tabîleri elbette cemaatlerle İslamiyete girecekler; belki küré-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler”1 müjdesini verir.

 

“ŞEAİR-İ İSLÂMİYE GİZLENİLMEZ!”

Bediüzzaman, “Nur mesleği ve hizmetkârlığı, yani, iman hizmeti gizlenmez. Zira, ihfa (gizlemek) ve havf (korku); riyâdandır. Farzda riyâ yoktur.2 Bâzı kardeşlerimizin, lüzumsuz, talebeliğini inkâr, husûsan (...) eskide ehemmiyetli kendi hizmet-i Nuriyelerini lüzumsuz setretmeleri (örtmeleri), gerçi çirkin, fakat onların sâbık hizmetleri için affedip gücenmemeliyiz.”3 der.

 

İSLÂMÎ HAYATA AVUSTRALYA HÜKÜMETİ VE TC'NİN YAKLAŞIMI

Avustralya’da her türlü inanç sahibine rastlamanız mümkün. Hıristiyanlardan, Müslümanlara, Musevilerden Budistlere kadar. Geniş din ve inanç hürriyetinden istifade ediyorlar. Kiliseleri gördük virane, camileri gördük mamurhane. Bu arada, Budistlerin de tapınaklarını ziyaret ettik. Oldukça hareketliler.

Müslümanlar da ibadetlerini gayet rahatlıkla yapma imkânına sahip. Çalıştıkları fabrikalarda, okullarda mescitleri var. Yoğunlukla meskûn bulundukları mahallelerde ise, cami, Kur’ân kursları veya vakıf ile dernekler teşekkül ettirmişler. Tek bir nokta dikkatimizi çekti: Hüriyetler ülkesi Avustralya’da, tevhidin sembolü minareler göğe yükselirken; şeair-i İslâmiye olan ezanın Müslüman halka duyurulmuyor; hâlâ içerde okunuyor! Özgüristana yakışmıyor doğrusu! Belki de Müslümanlar, diğer hak ve hürriyetlerin bolluğundan, bunu gündeme getirme ihtiyacını hissetmediler! Avustralya Devleti Müslüman vatandaşları da cami, mescid, vakıf inşası için teşvik ediyor, yardım ediyor, destekliyor! Yani, Kur’ân’ı, İslâmı öğretmek için Müslümanlara para yardımında bulunuyor. Avustralya da giyim kuşam hürriyeti ise daha da muhteşemdir. Gerek ilkokuldan üniversiteye kadar bütün eğitim müesseselerinde öğrencilerden öğretmenlere, idarecisinden sair yetkililere kadar, kamu kurumlarında maaşlı olarak görev yapan kadın erkek her seviyedeki memur ve memurelerin giyim-kuşamına hiç kimse karışmıyor! Hiç kimse, herhangi kısıtlayıcı bir müeyyide ile karşılaşmıyor.

Ki, demokrasi ve hürriyet bunu gerektirir. Hiç kimse, başkalarının inancına, giyim-kuşamına karışma hakkına sahip değil. TC yetkilileri, Kemalist kafalar, gelip demokrasi görsün, insanlık görsün, rejim görsün!

Ne yazık ki, asırlarca insanlığın din, vicdan ve ibadet özgürlüğü, sair hak ve hürriyetler dersi vermiş, adalet dağıtmış bir Müslüman toplumun ülkesi Türkiye’de kimin neye inanacağına, ne giyineceğine, nasıl bir milliyetçilik anlayışına sahip olacağına, hatta, hangi kelimeleri kullanacağına devlet karar verir!

Avustralya’da, Mecliste Başbakanın dua ettiği ibadethanesi vardır. Mahkemelerde, taraflara yemin ettirilirken hangi dine mensup olduğu soruluyor ve yemin etmeleri için mukaddes kitaplarını getiriyor!

Mahkeme görevlileri, duruşma sırasında dâvâcı-dâvâlı veya bilir kişi sıfatıyla çağrılanların, bir bez parçasına sarılı olarak Kur’ân-ı Kerim veya başka Semavî bir kitaba yemin ettirmeleri, sıklıkla vuku bulan normal hadiselerdendir. Avustralya’da normal zamanlarda böylesine serbest bir dinî hayat yaşanıyorsa, Ramazan ayında çok daha yoğun geçtiğini tahmin etmek zor değil. Ki, teravihler, mukabeleleler, hatimler, ziyaretlerle süslenir… Kurban kesme, ülke genelinde faaliyet gösteren yerel vakıf, dernek ve teşkilâtların veya uluslar arası Müslüman yardım kuruluşları vasıtasıyla gerçekleştiriliyor. Bu arada bizzat kendileri veya bir Müslüman kasap vasıtasıyla evinin bahçesinde—kaçak da olsa—kurban kesenlere rastlamak mümkün. Hac ibadeti de vakıf, cemiyet ve derneklerin organizasyonu ile gerçekleştiriliyor. Türklerde hacca rağbet bir hayli fazla. Üstelik, genç yaşta ve eşleri ile birlikte gidenler yoğunlukta. Hac dönüş tarihinde Avustralya’da idik. Hacı adayları, programlarına sılayı da ekliyor: Ya hacdan önce veya sonra, Türkiye ziyaretini de programına alıyor.

Ramazan ve ve Kurban Bayramlarında adeta Türkiye’desiniz. Bir festival ve panayır şeklinde geçer. Kurulan çadır ve pazarlarda kitap, kaset, cd, giyim, kuşam, yiyecek, içecek bilumum ihtiyaçların alış verişlerinin yapıldığı panayırlara dönüşür. Bu festivallerin en enteresan bölümü “resmiyet” bölümüdür. Hem Avustralya federal hükümetleri ve yerel resmî yetkilileri, hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî yetkililileri açısından. Şöyle ki:

Bayramlardaki festival ve panayırların açılışlarına Avustralya resmî makamları büyük bir ilgi gösterir ve katılır. Federal hükümet bir bakanla temsil edilir. Yerel yöneticilerden belediye başkanı, meclis üyelerinden birkaçı, emniyet yetkilileri, yöre milletvekilleri ve bazı ticarî firmaların üst düzey temsilcileri protokol üyeleri katılır. Ne yazık ki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Avustralya’daki resmî görevliler, konsolos, büyük elçi veya temsilcileri festivale ilgi göstermez! Veya gösteremez!

Hak ve hürriyetlere kısıtlamaktan, Müslümanların değerlerine saygısızlıktan, toplumun sevincini paylaşmamaya kadar süre gelen bu durum ne ile izah edilebilir!

 

Dipnot:

 

1- Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neşriyat, s. 80., 2- Bediüzzaman Said Nursî, Hutbe-i Şamiye, s. 131., 3- Şuâlar, s. 429.

 

YARIN: DIŞ ÜLKELER İÇİN GÖNDERDİĞİNİZ

KURBANLAR NEREYE GİDİYOR?

 

08.02.2010