Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yok

11 Şubat 2010

-

AVUSTRALYA'YA YERLEŞMEK

1 Temmuz 2007’de yeni vatandaşlık kanunu yürürlüğe girmişti. Kanunun getirdiği en büyük değişiklik, vatandaşlık başvurularını 1 Temmuz 2007’ye kadar yapmamış olan kişilerin oturum kriterini yerine getirdikten sonra vatandaşlık imtihanından alacakları puana göre Avustralya Vatandaşlığı’na hak kazanacak olmaları... Oturum kriteri nedir?

l 1 Temmuz 2007’den önce süresiz oturma iznini almış olan kişilerin vatandaşlık başvurularını Temmuz 2010’a kadar yapmaları durumunda bu kişilerin en az 2 yıl (son 12 ay kesintisiz olmak üzere) Avustralya’da yaşamış olmaları gerekiyor. Oturma iznini 1 Temmuz 2007’den sonra alan kişiler için oturum kriteri 4 yıldır.

l 1 Temmuz 2007’den önce vatandaşlık başvurusunu yapmamış olan kişilerin ise tamamının vatandaşlık imtihanına girmesi gerekir.

İmtihan, vatandaşlık başvurusu yapan göçmenlerin, ilköğretim öğrencisi olan bir Avustralya vatandaşının Avustralya hakkında öğrenmiş olması gereken kadar bilgiye sahip olup olmadıklarını ölçer.

İmtihan bilgisayarda yapılır. Sonuç sınav biter bitmez belli olur. Kalmak diye birşey zaten yoktur. Sınava istendiği kadar tekrar girilebilir. İmtihana hazırlanmak için gerekli materyaller Avustralya Hükümeti tarafından hazırlanır.

Buna ilâveten göçmenlere ücretsiz İngilizce kursu veren AMEP’in aynı zamanda vatandaşlık imtihanına hazırlık kursu açması gündemde.

l Eğer Avustralya’ya bir dil, meslek öğrenmek veya üniversiteye gitmek istiyorsanız, öğrenci vizesine başvurmanız gerekir.

l Göçmen olarak gitmek istiyorsanız ve Avustralya Hükümeti’nin ilgi gösterdiği bir meslekî vasfa sahipseniz ‘vasıflı işçi’ kategorilerindeki vizelerden size uygun olan bir tanesine başvurmalısınız.

Unutmayın: Bütün vasıflı işçi vizeleri için ilk önce meslekî yeterlilik belgesi almanız ve IELTS imtihanına girmeniz gerekir.

l Aile birleşimi vizeleri de bir başka seçenektir.

l Turist vizeleri ise, bankada para ve ev/araba gibi garanti gösterebilmeniz halinde alınması en kolay olan vize türleridir.

 

EĞİTİM VE ÜCRETLERİ

Avustralya’da 3 yaşından büyük çocuklar için çocuk yuvaları bulunur. Bunlar çocukları ilkokula hazırlar. Zorunlu öğrenim ilk ve orta öğrenim olmak üzere ikiye ayrılır. 5 yaşında başlar ve 15 yaşına kadar devam eder.

Özel okullar başta kilise olmak üzere çeşitli organizasyonlara aittir. Devlet okulları ücretsizdir. Özel okullar ise ücretlerini kendileri belirler.

Öğrenciler orta öğrenim boyunca zorunlu derslerin yanı sıra seçmeli dersler de alma şansına sahiptirler.

Tabiî, Avustralya’da okumak pahalı. Branşa göre değişir. Yüksek olan üniversite harçları Türkiye’deki katkı paylarıyla karşılaştırılabilecek gibi değil. Meselâ, mühendislik fakültesinin harcı yıllık 7000-8000 AUD’yi, tıp fakültesinin harcı ise senelik 20.000 AUD’yi bulabilir. Birçok öğrenci bir yandan okurken diğer yandan çalışarak geçimini sağlamaktadır. Sürekli oturma iznine sahip olan kişilerin devletten öğrenim kredisi alma şansı var.

 

AVUSTRALYA'DA ÇALIŞMA HAYATI

Avustralya’da eşitlik ilkesi benimsenmiştir. Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın herkes çalışma ve geçimini temin etme hakkına sahiptir.

Vergi numarası alıp Avustralya’da çalışmaya başlayan kişiler ‘vergiden muaf kazanç’ imkânlarından yararlanma hakkına sahip. Yıllık gelirin bir miktarından vergi alınmaz. Avustralya’da çalışma şartları ve ortamı gayet nezih. Sağlığı yerinde olanlar devletin kendilerine gösterdiği uygun iş yerlerinde çalışmak zorunda. Eğer çalışabilecekleri bir iş bulamazlarsa, devlet onlara yardımcı oluyor. Yine de buna imkânları yoksa, devletten işsizlik parası alırlar. İşsizlik maaşı 2000 AUS’dır. AUS’un değeri 2010 Ocak itibariyle 1.320 liradır.

Ayrıca aileler çocuk parası da alırlar. Avustralya’daki Türklerin bir kısmı da kendi işini kurmuş, işverendir. Özel iş kolları arasında ağırlıkla lokanta, ticarî taksi, kasap, market işletmeciliğidir. Bunun yanında avukat, doktor, muhasebeci, kuaför, terzi, emlâkçı, inşaat malzemecisi, müteahhitlik, araba tamirciliği ve diğer alanlarda da serbest meslek sahibi müteşebbis Türklere rastlamak mümkün.

Mehmet Ali Tozat gibi Aydın’ın Germencik Hıdırbey kasabasından gelip, bağ ve bahçesini kuranlar da var. 1995’te gelmiş. İzmir biberi, fasulyesi yetiştirip satıyor.

Saksılarda toprak yerine talaş kullanıyor. Sulama, ilâçlama bilgisayarla otomatik yapılıyor.

Bu arada Mooroopna Köyünde Gelibolu ve Filistin’de ölenlerin anıtlarına rastladık.

Avustralya hükümeti ilk gelen Türklere “Size içinde evi olan 300, 400 dönüm olan toprak verelim; işleyin” teklifinde bulundular. İstemediler. Zira onların düşüncesi bir ev, düğün, öküz parası kazanıp geriye dönmekti.

«««

Bu arada “Avusturya kökenli Norbet Bohm’un çiftliğine görmeden gidemezsin” dedi dostlarımız. Muhteşem bir çiftlik. 10 bin dönüme yetmiş bin badem ağacı dikmiş. 2.5 milyon dolar kazanıyor. Çiftlikte havaalanı, her türlü meyve, on göl var. 5 bin dolarlık balık atılmış göllere. Bir domates yetiştirmiş 20 km tırlar ancak taşıyabilmiş. Her biri 5 bin dolardan beş bin palmiye ağacı var. Ağaçlar otomatik olarak sulanıp, gübreniliyor. Bu adam en çok Müslümanlara güveniyor. Bütün anahtarlarını onlara teslim ediyor. Kalmaları ve sohbet etmeleri için özel yerler yapmış. "Bu çiftlikte size bir de cami yapayım" demiş. "Ben yarı yarıya Müslümanım" diyor. Bu çiftliği Nur Vakfı’na vereceğini söylüyor.

 

AFGANLILAR

KENDİLERİNİ KAYBETTİ

“Afganlılar”, tarihte Avustralya’ya yaptıkları hizmetlerden dolayı saygı ile anılıyor.

Afganlı Müslümanlar Avustralya’ya 1838’de gelmiş. Afganlı deveciler ise Müslüman oldukları için gittikleri her yere dinî yaşantılarını da götürmüşler. Meselâ, Ramazan aylarında tuttukları oruç ve son on gün içinde itikâfa girmeleri bile bugün bazı torunları tarafından hatırlanıyor. Aborijinler veya başka milletlere mensup kimselerle evlenen Afganlılardan geriye, maalesef kalıcı hatıra olarak develeri ve bir de onların adını alan Darwin şehrinden Adelaide şehrine kadar düzenli olarak işleyen “Afgan Treni” kalmış.

Perthe’ye 1905 yılında câmi inşa edilmiş.

Afgan torunlarının bir kısmı dedelerinin dinini bilmiyor, bazıları ise namaz kılan bir Müslüman gördükleri zaman “Dedelerimiz de böyle yapıyormuş.” diyorlar. Müslüman olanlardan bazıları ise çeşitli şehirlere dağılmış vaziyetteler.

«««

Avustralya tarihi için önemli bir şehir olan Alice Springs’te Afganlılar “Teneke cami (tin mosque) Avustralya içlerinde Broken Hill şehrinde de yine turistler tarafından ziyaret edilen bir mekân olarak korunuyor.

Afganlı deveciler, gittikleri yerlerdeki bölgelere de Müslüman ismi vererek kalıcı hale getirmişler. Meselâ, iç kısımlarda “İsa Dağı” adını görebilirsiniz veya “Ali’nin yeri” adını da. Alice Springs şehrinde bir caddenin adı “Muhammed Caddesi.”

İsimleri, hatıraları, eşyaları duruyor, müzede korunuyor, ancak, kendilerini koruyamamışlar! MELBOURNE İDARÎ VE SOSYAL İŞLER ATAŞESİ HÜSEYİN KOÇ: Avustralya’daki Müslüman gençler tehdit altında Avustralya’ya, diğer Batılı ülkeler gibi, materyalizmin pençesinde. Buna bağlı olarak aile değerleri tükenmiş, dolayısıyla dağılmış, özellikle gençler arasında alkol, kumar, uyuşturucu intihar had safhada. Orada bir azınlık olarak yaşayan Müslüman gençleri de tehdit ediyor. Maalesef, orada doğan ikinci nesil Müslüman gençlerin bazılarının, kaybolma riskiyle karşı karşıya olduğunu gözlemledik. Meselenin bu boyutlarını sorduğumuz Avustralya/Melbourne İdarî ve Sosyal İşler Ataşesi Hüseyin Koç’un değerlendirmeleri ışık tutacak çapta: Avustralya’daki Müslümanların temel problemleri nelerdir? “Yurtdışında yaşayan Türklerin gençlik, aile ve psikolojik sorunları kabul edilemez düzeylere ulaşmıştır. Özellikle ailevî sorunlarının çözümü için Başkonsolosluklarımıza müracaat eden halkımıza yardım edebilecek, Batı ülkelerindeki ‘Social Worker’ adı verilen aile yardım uzmanı ve/veya psikolog bulunmamakta, yabancı ev sahibi devletlerin psikolog ve ‘Social Worker’ları da farklı kültürden insanlarımızın sorunları karşısında yetersiz kalmaktadırlar. Elli yıla yaklaşan göçün başındaki ‘işçi’ sorunlarının yerini ‘insan’ sorunları almıştır. Bu sorunların çözümü için insan davranışları ve sosyal ilişkiler alanında yetişmiş ‘Sosyal Hizmet’ uzmanlarına ihtiyaç olduğu gözlemlenmektedir. Süreç içinde özellikle aile sorunları ciddî boyutlara ulaşmış, halkımız sorunlarının çözümü için Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yurtdışındaki cami derneklerinde görevli imamlarından, özellikle eğitimsiz, mütedeyyin, çeşitli boyutlarda baskıya maruz kadınlarımız, yurtdışındaki az sayıda kadın din görevlilerimizden yardım istemeye başlamışlardır. Bu fiili ihtiyaç, yurtdışındaki din görevlilerimizi fiilen ‘social worker’ konumuna çekmiş, özellikle kadın din görevlilerimiz, ister istemez aile sorunlarında başvuru makamı haline gelmişlerdir. Din görevlilerimizin Aile danışmanlığının gerektirdiği psikoloji ve sosyal uzmanlık yetersizliğinin farkında olan Başkanlığımızın bu amaçla yaptığı açılımlara paralel olarak Ataşeliğimiz de Melbourne Üniversitesiyle temasa geçerek din görevlilerimizin İngilizce öğrenmeleri ve anılan Üniversite seminerlerine devamları için çalışma başlatmıştır. Günümüz insanları intihar, alkol ve uyuşturucu bataklığında. Onları kurtarmak ve Müslüman İslâm ve aile değerlerine göre yetiştirmek için neler yapmalı? Avustralya’da yaşayan Türk toplumu, Türkiye’ye olan mesafenin uzak olmasının da etkisiyle oldukça seyrek aralıklarla Türkiye’ye gidebilmektedirler. Tamamına yakını Avustralya vatandaşı olmuş ve burayı ikinci vatan olarak benimsemişlerdir. Burada doğup büyüyen genç nesil, kültürel olarak da Avustralyalı olarak yetişmekte, birinci nesil ile kuşak farklılıkları oldukça bariz ortaya çıkmaktadır. Cami cemaati genellikle birinci ve ikinci nesil Avustralyalı Türk toplumundan oluşmakta ve yaş ortalaması 55’in üzerindedir. Camilerimizin bünyesinde bulunan Kur’ân Kurslarında Pazar günleri din dersleri verilmekte ve bayan din görevlimiz tarafından dönüşümlü olarak merkezdeki camilerde her hafta bayanlara dinî sohbet programları düzenlenmektedir. Buna rağmen Türk toplumunda, özellikle gençlerin millî ve dinî kültürlerine sahip çıkmaları ve bu yönde gerçekleştirilen faaliyetlere katılımları hususunda yetersizlikler görülmektedir. Bunun başlıca sebebi ise, genç nesil ile sağlıklı bir iletişim kurulamaması ve onların anlayacağı dilden dinî ve kültürel hizmetlerin sunulamaması olarak özetlenebilir. Camilerde ve Kur’ân kurslarında verilen din hizmetleri oldukça sınırlı sayıda vatandaşımıza ulaştırılabilmekte ve binlerle ifade edilebilecek sayıda genç nesil, dinî ve millî kültürüne dair yeterince bilgi sahibi olamadan yetişmektedir. Bu durum zaman içerisinde kimlik bunalımına yol açmakta ve sosyal sorunlara da sebebiyet verebilmektedir. Gözlemlenen başlıca sosyal sorunlar, ailevî, gençlik ve bireysel psikolojik sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. Birinci nesil, genellikle akraba ve tanıdıklarını da istek yoluyla buraya getirdiklerinden ve Türkiye’deki hayat tarzlarının da etkisiyle daha geleneksel bir aile yapısına sahip görülmektedir. İkinci ve üçüncü nesil ise daha serbest, aile bağları daha zayıf ve daha bireysel düşünen bir yapıya sahiptir. Birinci neslin bunlar üzerindeki etkisi ise oldukça zayıflamış durumdadır. Bunun bir neticesi olarak toplumda boşanma oranı oldukça yüksek, üvey anne, üvey baba ve buna bağlı aile sorunlarının çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri oldukça yaygın görülmektedir. Gençler arasında kötü alışkanlıkların yaygınlığı dikkat çekmekte, sorunlarına çözüm bulamayanların ise zamanla depresyona girerek intihar ettikleri görülmektedir. Son zamanlarda ciddî sayılara varan intihar vak'alarında vefat edenlerin hemen hepsinin 20–40 yaş aralığında olması ve yine hepsinin de ailevî sorunlarının bulunması dikkat çekicidir. Bu ve benzeri sosyal sorunların çözümünde din görevlilerimizden daha fazla yararlanılabileceği düşünülmektedir. Her biri Türkiye’de dinî yüksek öğrenim görmüş olan din görevlilerimiz, toplumda yaygın olarak gözlemlenen ailevî, gençlikle ilgili ve bireysel psikolojik sorunların çözümüne yönelik projelerde istihdam edilebilir. Çünkü toplumumuzda din görevlilerine olan saygı ve güven duygusu oldukça yüksektir. Ayrıca ailelerden bu konuda talepler de gelmektedir. Müslümanların inanç, örf ve geleneklerini muhafaza etmesi, alkol ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıkların pençesinden kurtulabilmesi için, Türkiye Cumhuriyeti hükümetiyle, Avustralya hükümeti arasında alınması gereken tedbirler nelerdir sizce?Cevap: Diyanet İşleri Başkanlığımızın da talimatlarıyla yukarıda sıralanan ana konularla ilgili olarak çalışma grupları oluşturulmuş ve din görevlilerimiz, cami hizmetlerinin yanında aile ve gençlik konularında çalışmalar yürütmektedirler. Ancak, yapılan çalışmaların daha etkin ve planlı yürütülebilmesi için üç konuda ileri düzeyde çalışma yapılması gereği ortaya çıkmaktadır: Birincisi, çalışma yapılacak konuların projelendirilmesi. İkincisi, projelerin uygulanmasında görev alacak din görevlilerinin konu hakkında tamamlayıcı eğitime tabi tutulmaları. Üçüncüsü ise, din görevlilerinin özellikle genç nesille iletişim kurabilmeleri amacıyla dil öğrenimine ağırlık verilmesi. Çalışma konularının projelendirilmesi amacıyla Ataşeliğimiz, Melbourne Üniversitesi ile iletişime geçerek, İslâm Araştırmaları – Ulusal Çalışma Merkezi (NCEIS) ve Avustralya Çok Kültürlülük Vakfı ile ortak çalışmalar yapmaktadır. 2010 yılı başlarında aile ve gençlik konularında birer proje hazırlanmaktadır. Din görevlilerinin toplumsal sorunlarda etkin görev alabilmelerini temin amacıyla ‘din görevlileri gelişim projesi’ adıyla bir program üzerinde yukarıda adı geçen Üniversite birimleriyle çalışmalarımız devam etmektedir. Buradaki amaç, din görevlilerinin katılacağı çalıştay ve seminerlerle onları aile ve gençlik konularında hazırlayarak seçilecek pilot projelerde istihdam etmektir. Din görevlilerimizin genç nesille iletişimini daha ileri düzeye getirmek amacıyla dil eğitimlerine önem verilmekte, bütün görevlilerimiz bu konuda teşvik edilmektedir. Mevcut görevlilerimizden 8 tanesi İngilizce dil kurslarına devam etmektedirler. Yeterli dil barajını geçenlerin Yüksek Lisans yapmaları teşvik edilmekte ve bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığımızın destekleri devam etmektedir. Yukarıda ifade edildiği gibi toplumsal sorunların pek çoğu cami dışında yaşanmakta ve çözüm için geliştirilecek projelerin uygulama alanı da cami dışı mekânlar olmaktadır. Bu bakımdan din görevlilerinin, cami hizmetleri yanında cami dışında da toplumsal sorunların çözümünde istihdam edilmeleri önem arz etmektedir. Din görevlilerimizin gelişimine ve sosyal konularda istihdamına yönelik olarak İdarî ve Sosyal İşler Ataşeliğimizin Melbourne Üniversitesi, İslâm Araştırmaları-Ulusal Çalışma Merkezi ve Avustralya Çok Kültürlülük Vakfı ile ortak çalışmaları devam etmektedir. ‘Medeniyetler Çatışması’ tezlerinin alevlendiği 21. Yüzyılda İslâm dininin küresel köyde başka toplumlarca radikal yorumlarla tanıtılması karşısında, İlahiyatın yanı sıra psikoloji ve sosyoloji alanında master ve doktora yapmış mükemmel İngilizce bilen bir kaç yüz din görevlisi yetiştirebildiğimiz takdirde, hem yurtdışında sosyal sorunları dayanılmaz boyutlara ulaşan vatandaşlarımıza daha etkin hizmet verilmiş ve hem de bu aydınlık yüzlü din adamlarımızın yabancılara açılarak dinimizin uluslar arası arenada doğru anlatılması ve yanlış amaçlara âlet edilmesine karşı ciddî bir tedbir alınmış olacağını düşünüyorum.” YARIN: RİSALE-İ NUR HİZMETLERİNİN AVUSTRALYA’YA GİRİŞİ

 

11.02.2010