İslâm, her türlü kolaylığı tanır

13 Şubat 2010

-

HIRİSTİYAN, AMA NAMAZ KILIYOR

 

Desmond John Flynn, 1943’te Melbourne’de doğdu. Hıristiyan, ama, Avustralya Nur Vakfına gelip derse katılıyor, namaz kılıyor, tesbih çekiyor, dua ediyor! Dillerini bilmiyor, dinlerinden değil, öyle ise gelmenin sebebi ne?

“Vakfın etkinliklerine katılıyorsun, ne anlıyorsun?”

“Çok güzel bir ortam. Rahatlıyorum. Burada tebessüm eden yüzler, saygı, sevgi, dayanışma, yardımlaşma var. Burada herkesi mutlu, neşeli görüyorum, huzurlu buluyorum. Birbirinin kuyusunu kazan insanlar değil. Yemin edebilirim, en iyi dost edineceğim kimseler Müslüman Türkler.

“Desy (kısaltılmış lâkabı) seni İslâma yaklaştıran nedir?”

“Komşum Yaşar’a gittim. Sen herkese borç veriyorsun, bana da verir misin?”

“Elbette veririm!” deyip 50 dolar vermiş. Ayrıca yemek, kahve, meyve ikram etmiş.

Desmond, komşusuna sormuş: “Peki, ben de emekliyim, sen de emeklisin, ben bir hafta içinde paramı tüketiyorum, sen hem geçiniyorsun, hem de herkese borç veriyorsun. Bu nasıl oluyor?”

“Ben Müslümanım! İçki içmem, kumar oynamam, israf etmem, paramı gayr-i meşrû yollarda harcamam…”

Sohbet bu minval üzere devam ederken öğlen vakti girmiş. Yaşar Ağabeyimiz: “Müsaade eder misin ben namaz kılmalıyım!” demiş.

Desy namaz kılışını seyretmiş. Sonunda sohbet etmişler. İnançtan, meleklerden, sonsuz hayattan konuşmuşlar. Sonunda şöyle demiş Desy: “Ben sıkıntılar içindeyim! Bunalıyorum, Cennete nasıl gidebilirim!”

“Allah birdir. Sonsuz kudret ve ilim sahibidir. Herşeyi görür ve bilir. Her sıkıntını O'na havale et, o problemlerini halleder.”

“Beni de gittiğin yere (Vakfa) götürür müsün?”

Zaman zaman onu vakfa götürüyor. Onu seyrediyor, onu taklit ederek abdest alıyor, namaz kılıyor.

“Benim ayağım ağrıyor, ayakta duramıyorum!” dedim.

“Sandalyede kılabilirsin, İslâm her türlü kolaylığı tanır!” Bu insanlar çok hoşgörülüler. Fanatik değiller. Çok sadıklar, candan dostturlar. Daha önce hiç Müslümanlar ile tanışmıyordum. Komşum sayesinde dürüstlüğü, yardımseverliği dikkatimizi çekti.

“Buraya gelince neler hissediyorsun?”

“Yaşar bize hizmetleri, vakfı, topluluğu, sosyal aktiviteleri, mescitleri anlattı ve dâvet etti. Haftada üç dört defa geliyorum. Burada çok dostlar var. Herkesi arkadaş hissediyorum. Hayatımdaki en iyi dostlarım burada.”

“Risâle derslerini dinliyorsun ne anlıyorsun?”

“Anlamıyorum, ama, kalbim orada. Şimdi Türkçe İngilizce sözlük arıyorum. Taki, ne konuşulduğunu iyi anlayayım.”

“Namazı nasıl kılıyorsun?”

“Ben sizin gibi ayakta durup tekbir getirip namaz kılmıyorum. Mazeretim var, sandalyeye oturarak kılıyorum. Aklıma gelen dualarla Allaha şükrediyorum, bildiğim duaları okuyorum. Sonunda Allahuekber, Subhanallah, Elhamdülillah, diye tesbih çekiyorum. Beş defa kılmak zor gelebilir. Şimdi namaz kılmayı ve duaları öğrenmeye çalışıyorum.”

“Daha önce Allah ve Hz. İsa (as) hakkında ne düşünüyordun?”

“Buraya gelmeden önce Allah var, İsa onun oğlu olamaz!’ diye inanıyordum. Çünkü, çok basit. Bir güç, kuvvet lâzım, Yaratıcının olması lâzım. Yaratıcı bir insan, dolayısıyla İsa olamaz. Hıristiyanlar kiliseye gittiğinde İsa’ya değil, ilâha ibadet ediyor. Bunlar İsa’ya ibadet ediyor hakikî Hıristiyanlar. Burada bir karışıklık var. Niye böyle diye soruyoruz, cevap yok!”

“Seni bu anlayışa götüren ne oldu?”

“Dört defa kaza geçirdim. Her seferinde Allah’a sığındım. Her kaza felâket oldu, ama bana bir şey olmadı. Bu bana şunu öğretti: Burada İlâhî bir güç var, bizi koruyor. Kalp krizi geçirdim, yine kurtuldum.

“Müslümanlara dünyada seçilmek istenen kötü imajı biliyorsunuz. Ne düşünüyorsunuz, Müslümanlar hakkında, insanlığa vermek istediğin bir mesaj ver mı?”

“Ben İslâmı seviyorum, hırsızlık, makam mevki, içki yok. Eskiden ben çok içerdim. Şimdi içmiyorum. Hıristiyanlara çağrım şu. Hayatlarını sırat-ı müstakime koysunlar kendilerine çeki düzen vermek istiyorlarsa İslâma gelsinler. Dünyada Müslüman nüfus arttıkça sorun çözülür diye düşünüyorum. Burada bunu görüyorum. İslâmda eşitlik var. Burada makam mal şöhret yok. (Tercümana diyor ki “Yazara bunu söyle, bunu yazması iyi bir şey, mutlaka yazsın!)

«««

Tony isimli başka bir Hıristiyan. Nur Vakfı’nın bilgisayarlarını tamir ediyor. Meselâ, 40 dolar tuttuysa, “10 doları vakfa zekât!”

Bir kardeşin arkasında namaza duruyor. O sırada telefonu çalıyor. Telefonu açıp

“Şu anda namaz kılıyorum, lütfen beni meşgul etmeyin, daha sonra arayın” deyip kapatıyor ve devam ediyor.

Ve ilâve ediyor: “Ben yarı Müslümanım!”

«««

Avustralya Nur Vakfı Camiinde hutbeler Türkçe ve İngilizce veriliyor. Cemaatin yarıdan fazlası İngilizce de bilen Pakistan, Hindistan, Endonezyalı ve birkaç kişi de olsa Avusturyalı.

 

İHTİDA EDEN GENÇ

PRANATİO KARDEŞLER

Bediüzzaman Vakfı Mescidi’nde öğle namazına durduk. Yanımda genç bir Çinli. Namazdan sonra tanıştık. Adını yazmasını istedik: Çen İbrahim Pranatio (born in Avustralia, Mother is Japonese)

Endonezya bölgesine ait bir Çinli. Anne-babası Hıristiyan. Restorantında çalıştığı Müslüman Mısırlı’nın hareket ve yaklaşım tarzından hoşlanmış. Verdiği Dâvâm adlı kitabı da okumuş ve 2006’da Müslüman olmuş. Kardeşi de Müslüman, ama, uzağımızda bir yerde çalıştığı için onunla görüşme imkânı bulamadık.

Bilhassa annesi Müslüman olmasına fena halde bozulmuş; devamlı dalga geçiyor, alay ediyormuş. Müslüman bir Endonezyalı hanımla evlendiğinden, onlara yaklaşımı, onları da yumuşatmış. Şimdi mütemadiyen düşünüyor ve sorular soruyormuş.

Şen, şakrak bir genç. İslâmın nuru, hidayetin süruru yüzüne aksetmiş, ışıl ışıl parıldıyor!

“Hiçbir dine de inanmıyordum. Din benim için hiçbir şeydi. Zaten ilgilenmiyordum. Alkol kullanıyordum. Allah’ın lütfuyla ondan kurtuldum. Patronum devamlı namaz kılıyordu. Ondan etkilendim. Ve Elhamdülillah Müslüman oldum.”

“Müslüman olmadan önce hayata nasıl bakıyordun?”

“Hayatın bir anlamı yoktu. Hayatı, sadece para kazanmak, yemek, içmek ve ölmekten ibaret sanıyordum! Şimdi hayatım anlam kazandı ve renklendi.”

“İslâmın şartlarından seni zorlayan şeyler oldu mu?”

“Hayır, hiçbir şey zorlamıyor!”

“Başkalarına da İslâmı anlatıyor musun?”

“Bu bizim dâvâmız, anlatmaya mecburuz. Bir arkadaşıma anlattım, o da Müslüman oldu.”

İhtida çalışmalarında kolaylıklar dileyerek ayrıldık.

 

YARIN: MÜSLÜMAN HANIMLAR, BATIYI

KURTARABİLİR!

 

13.02.2010