Singapur’dan Nur Vakfına bir garip yolcu

14 Temmuz 2008

-

"Güzel oku; her zerrede coşkun birer mânâ var.

Derd ehline bu mânâda canlar sunan eda var.

Vermek için parlaklığı, gamlı gönül evine

Bir bak hele, her cilâdan üstün olan cilâ var.

Derin, güzel düşünceyle incelersen bunu sen

Zaifleşmiş ruhlar için dağlar gibi gıda var."

mısralarıyla Denizli kahramanı Hasan Feyzi Nurlara olan iştiyakını ve insanlığın ona olan ihtiyacını dile getiriyor. Beşerin fen ve fünuna döküldüğü bu zamanda herkeste bir taharri-i hakikat meyli doğmuş. Ve hakikatı arayan ve arayışları Nurlarla huzur ve sükûn bulan Marimar’ın ihtida öyküsünü dinleyince okuyucularımızla da paylaşmak istedim.

Abdulhamid Marimar Singapur’da Müslüman bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Annesini daha küçükken kaybeder. Babası annesinin vefatından onu sorumlu tutar ve ona hep kötü muamele yapar. Buna daha fazla dayanamaz ve evden kaçar. Marimar’ı bakımevine alırlar. Hıristiyan bir aile Marimar’ı evlât edinir ve Hıristiyan olarak yetiştirir. Gençliğinde bir kabadayıdır Marimar. Gürültü, kavga ve olaylarla geçer gençliği. Günün birinde bir parkta ak sakallı, beyazlar giyinmiş, misk kokular saçan bir ihtiyarla karşılaşır. İhtiyar oracıkta Marimar’ın özgeçmişini anlatır ve ona kurtuluşunun ancak İslâmiyette olduğunu söyler. Bunun üzerine Marimar tekrar Müslüman olur. Singapur’da çeşitli cami ve vakıfları gezer, oralarda kalır. Aradığı İslâmiyeti bulamaz.

Otuz beş yaşlarında çalışmak için Melbourne’a gelen Marimar’ın arayışları devam eder. Çeşitli cemaatlere, vakıflara, camilere gider. Huzur İslâmiyettedir, ama Marimar ne aradığı İslâmiyeti, ne de huzuru bulabilmiştir. Derken, yolu Nur Vakfına düşer. Ve vakfa girer girmez “İşte aradığım huzur burada” der Marimar. Risâle-i Nur’la tanışır burada. Dikkat ve tefekkürle mütalâaya başlar nurlu eserleri. Nur derslerinin müdavimi olur. Ciddî ve müdakkik bir muhataptır derslerde. Nur Vakfındaki kardeşlerinden sıcak bir ilgi ve şefkat görür Marimar.

Uçak mühendisliği belgesini alır. Ve iki hafta sonra geçirdiği kalp kriziyle hayata gözlerini yumar. Müslüman olmanın, Kur’ân’ı ve Risâle-i Nur’u okumanın bahtiyarlığıyla göçer bu dünyadan. İmanla kabre girmenin ve şirket-i maneviyenin haberini almış olarak gider âlem-i berzaha.

Cenazesi Nur Vakfındaki kardeşlerince kaldırılır. Ve bütün masrafları vakıf karşılar. Hayattayken pederane bir şefkat gördüğü kardeşleri, son yolculuğunda da yanındadırlar Abdulhamid Marimar’ın.

Necip Fazıl diyor ya:

"Son günüm olmasın dostum, çelengim, top arabam /

Alıp beni götürsün tam dört inanmış adam."

Marimar da bir dâvâya inanmışların, gönül vermişlerin omuzları üstünde yürür Hakka, inanmış ellerce indirilir istirahatgâhına.

Abdulhamid Marimar’ın ihtida öyküsünü dinledikten sonra kabrini ziyaret etme arzusu uyandı bizlerde. Fatma Dönmez Ablamız, kızları Melek, Merve ve ablam Zeynep’le Müslüman mezarlığına gittik. Ruhanilerin meclisi, şehri epey kalabalık olduğundan biraz zorlandık Marimar kardeşimizin kabrini bulmak için. Kabrinde yeşeren filizler Marimar için cennetteki baharının habercileriydi sanki. Ruhuna Fatihalar gönderdik.

Abdulhamid Marimar kardeşimizin kabrinin biraz gerisinde, geçen yıl vefat eden Melbourne’un kırk yaş altı en zengin işadamı Mustafa İlhan yatıyordu. Bir yanda hayatı yoksulluk içerisinde geçmiş Marimar, bir yanda zengin işadamı Mustafa İlhan. Ölüm mal, mülk, soy sop dinlemiyor. Her şey kabir kapısına kadar arkadaşlık ediyor. Gerisi beyaz kefen ve cansız cisme dayelik eden toprak.

R.K.

14.07.2008