SİNGAPUR NOTLARI 

11 Ekım 2009

SAADET TOPUZ AĞILGAK

Dünyayı saran ekonomik kriz, uçak fiyatlarında ciddî düşüşlere sebep olunca bir çok kişi için de gezmek ucuzladı. Biz de bu durumdan istifadeyle Ramazanın ikinci yarısında Müslüman nüfusu da olan bir ülkeyi ziyaret etmek istedik. Asya’nın en güneyine doğru gitmeye karar verdik. Eşim, ben ve bu geziyi organize eden ağabeyimiz Fatih Yargı ve eşi birlikte çıktık yola. Avustralya’nın Melbourne şehrinden hareket eden uçağımız Darvin aktarmalıydı. Biz Avustralya’nın neredeyse en güneyinden uçakla hareket ettik ve 4 saat sonra en kuzeyine vardık. İlginç olan da Avustralya’da bulunan Simpson Çölünün uçakla bile yaklaşık 2 saat sürmesiydi. Kırmızı renkte görünen bu çöl dünyanın en büyük 3. Çölü ve hayatın bittiği yer olarak tanımlanıyor. Daha sonra bir kaç saat Darvin’de bekleyip Singapur’a hareket ettik. 4 saat sonra dünyanın en büyük 3 havalimanından biri olan Changi havaalanına vardık. Bu kadar uzun hava yolculuğu çok zevkliydi diyemeyeceğim ama hepimiz Türkiye-Avustralya arasında 24 saat gitmeye alışkın olduğumuzdan bu uzunluk bizleri çok fazla etkilemedi.

Singapur kendisi çok küçük bir alana sahip olmasına rağmen çok büyük ve düzenli bir havaalanına sahip. Ve dünyanın bir çok ülkesine aktarmalı uçuşlar buradan yapılıyor. Çok temiz abdest alma yerleri var ve mescidi de çok güzel. Havaalanının heryeri büyük orkidelerle kaplanmış. İçeride her yerde çiçekler var dışarıda da tropikal bitkilerle kaplı botanik bahçesi yapılmış. Havaalanında uzun süre beklemek zorunda olanlar için nefes alınabilecek bir bahçe ama dışarısı çok fazla sıcak. Her şeyden en güzeli ise çalışanların güler yüzlü ve kibar olmasıydı. Benim en çok bu dikkatimi çekti. Türkiye’de İzmir havaalanında resmî havayollarımızın çalışanları tarafından defalarca azarlanıp bağırıldığımız için biz her yeri böyle sanıyorduk. Kendimizi reklâm sloganında söylendiği gibi hiçbir zaman star hissedememiştik, ta ki Türkiye havayollarından uzaklaşıncaya kadar. Havalimanları her ülke için ayna konumunda olan yerler. Bunu Singapur çok mükemmel başarmış, darısı bizlere.

 

KİŞİ BAŞINA MİLLÎ GELİR 25 BİN DOLAR

Bu gezimizi organize eden tur operatörümüz Fatih Yargı gezi için her hazırlığı daha önceden internetten yaptığından gezimiz çok planlıydı. Sabahleyin üstü açık gezi otobüsümüze bindik ve rehber eşliğinde gezimize başladık. Singapur 60’lı yıllara kadar İngiliz sömürgesiyken Malezya ile birlikte ayrı bir devlet olarak bağımsızlığına kavuşmuş. Ama Malayların birçoğunun Müslüman olmasından dolayı onların arasında İslâmlaşması korkusuyla Batı devletlerinin kışkırtmalarıyla 2 yıl sonra ayrı bir devlet olarak Malezya’dan ayrılmış. 1965 yılında bağımsız bir devlet olmuş. Komşuları Endonezya ve Malezya. Bu ülkelerin arasında kalmış küçücük bir şehir-devlet. Dikdörtgen şeklinde olan alanının boyu 42 km eni ise 22 km. Yani ülkenin bir ucundan arabayla hareket edince 45 dakika sonra ülke bitiyor. Evet küçük bir devlet ama kişi başına düşen geliri ile bir çok Avrupa ülkesini bile geçmiş durumda. Japonya’dan sonra Uzak Doğu’nun en zengin ülkesi. GSMH 25.000 dolar civarında. Bu gelişmişliği havaalanından otele gidene kadar bile çok rahat anlayabiliyorsunuz. Yolların genişliği, düzenliliği, görüntü kirliliği olmaması, ışıl ışıl gökdelenler, her tarafın yeşil dev ağaçlarla donatılması, temizliği, güvenliği her şeyi size bu ülkenin ne kadar gelişmiş olduğunu haber veriyor.

 

HERKES İNGİLİZCE BİLİYOR

Halkın yüzde 75’i Çin asıllılardan, yüzde 14’ü Malaylardan, yüzde 7’si Hint ve diğer azınlıklardan oluşuyor. Herkes kendi dilini konuşabiliyor ama İngiliz sömürgesi olan birçok ülkede olduğu gibi burada da herkes İngilizce biliyor. Ve ortak dil İngilizce konuşuluyor. Şehir merkezinde cadde isimlerinin birçoğu İngilizce. Bir çok din var. Budizm en çok tabisi bulunan din burada. Neredeyse halkın yarısı Budist. Yüzde 15’de Müslüman nüfus var. Müslüman nüfus Çinliler, Hintliler ve Malaylardan oluşuyor. Herbir dinin ibadethaneleri var. Özel okullarda başörtüsü ilkokulda dahi serbest. Devlet okullarında ise sadece ilkokulda başörtüsü yasak. Türkiye’nin yasaklar konusunda da dünyada eşi benzeri yok anlayacağınız.

Singapur’da 2 mevsim var. Yağmurlu ve yağmursuz mevsimler. Bunlar 6 aylık periyotlarla oluyor. Biz gittiğimizde yağmurlu mevsimdi. Çok sıcak nemli bir hava olması sanki hemen yağmur yağacakmış gibi hissettirse de yağmadı. Ama öğrendiğimiz kadarıyla yağmur tropikal iklimden dolayı bir anda çok yoğun yağıyor. Kısa süre sonra da hiç yağmamış gibi toprak suyu emiyormuş.

 

TRAFİK ÇOK RAHAT

Bu ülkede nüfus yoğunluğu çok fazla olmasına karşın trafik sıkışıklığı yok denecek kadar az. Çünkü toplu taşıma çok cazip hâle getirilmiş ve taksi taşımacılığı çok fazla. Bunun yanında bir çok kişinin arabası yok. Çünkü araba vergileri çok yüksek. Bir de trafik işaretleri bir hayli düzenli ve sık hazırlanmış. Trafik birçok İngiliz sömürgesi ülkede olduğu gibi soldan işliyor. Caddeler çok geniş ve temiz. Üst geçitlerin bile hertarafı yeşilliklerle ve çiçeklerle kaplanmış. Gökdelenlere bakınca bir bölümünde ağaçlar bahçeler göze çarpıyor. Ağaca ve yeşilliğe o kadar önem veriliyor ki; bir ağacı yanlışlıkla bile kesmenin cezası milyon doları geçiyor.

2. Dünya savaşında Japonlar tarafından işgale uğramış Singapur. Bunu unutmamışlar ve halkın kıyıma uğradığı yere bir anıt yapmışlar. 4 uzun çubuk şeklinde bir anıt var. Bu anıt Singapur’da bulunan 4 milleti temsil ediyor. Bu işgallerden kurtulunca ilerleme hamlelerine önem vermişler. Topraklarını genişletmekle başlamışlar işe. Okyanusun bir kısmını doldurarak ülkeyi yüzde 25 genişletmişler ve 8000 futbol sahası kadar genişlemiş toprakları bugüne kadar. Ülkeyi turizm ve ticaret konusunda merkez yapmak için çalışmışlar. Bunu da çok güzel başarmışlar. Özellikle elektronik konusunda dev bir sektör var. Her yer dev alış veriş merkezleri ile, otellerle kaplı. Alış veriş merkezleri ve dükkânlar sabah 11’den sonra açılıyor ve akşam geç vakitte kapanıyor. Turizm için de güvenlik konusunda çok hassas tedbirler alınmış. Burada suç işlemenin çok ağır cezaları olduğundan dünyanın en güvenli yerlerinden birisi hâline gelmiş. Singapur’a varmadan elinize bir not veriliyor bu notta ülkeye uyuşturucu sokmanın ölümle cezalandırıldığı uyarısı yapılıyor. Turizm için güvenlik tedbirinin yanında çok güzel botanik bahçeleri, hayvanat bahçesi, gezi turları, ada turları var. Biz de bu turda önce Little India yani küçük Hindistan’ı gezdik. Her yer sanki bir panayır yeri gibi hazırlanmış, renkli kemerlerle süslenmiş. Hindistan deyince zaten insanın aklına renk cümbüşü geliyor. Sokaklar da, dükkânlar da öyle...

Hint tapınakları çok ilginç. İçerisi ve dışarısı renkli küçük insan heykelcikleri ile doluydu. Bunun sebebi de sözde tanrılarının her şekle girdiğine inandıkları için o heykeller bunları temsil ediyormuş. Bir de bütün sokaklar Köri baharatı kokuyor. Bu kokuyu sevmeyenlere bu ülkeyi tavsiye edemeyeceğiz çünkü bütün yemeklerde bu var. Benim de çok aram olmadığı için bu koku beni cidden çok rahatsız etti. Yemek için dolaştığımızda biz diğer hanım arkadaşımla ekmek ve peynir aradık. Ama ekmek-peynir kültürü de fazla olmadığı için çok arayarak ancak bulabildik. Bulabildiğimiz yer de Müslüman bir Hintli’ye ait olan dev bir alış veriş merkezi Mustafa Center’daydı. Bizlere hitap eden çok güzel kıyafetlerin canlı kumaşların yanında her türlü elektronik eşyanın bulunduğu dükkânlar vardı.

 

LITTLE INDIA'DAN, LITTLE CHINA'YA

Little India’dan çıkıp Little China’ya gittik. Burası da çok renkli kemerlerle süslü sokaklardan oluşuyor. Bu sokaklar da Çinlilerin kültürünü yansıtıyor. Singapur’da Çinliler genellikle iş sahibi kesim. Çalışanlar da genellikle Hintli ve diğer halktan oluşuyor. Burada daha çok alış veriş binaları ve bunların arasında Budist tapınakları vardı. Ve dev binaların arasında ormanlarla kaplanmış parklar... Bu parklar çok değişik ve daha önce görmediğimiz geniş ağaçlarla kaplı...

İlginç ve kocaman bir bina gözümüze çarptı. Rehberimiz bu binanın Singapur’da bulunan ve oraya has olan Durian isimli meyvenin görüntüsüne benzetilerek yapılan bir yer olduğunu söyledi. Bu bina 7131 sivri uçtan oluşmuş ve 600 milyon dolar harcanmış. Singapur’un ikonu haline gelmiş. Bu binayı geçince karşımıza dev bir dönmedolap çıkıyor. Bu dönmedolap bildiklerimizden farklı. Camlarla kaplanmış tüplerden oluşuyor. Bir tüp 28 kişi alıyor ve 28 tane tüp var. Buna bindiğinizde Endonezya’yı ve Malezya’yı görebiliyorsunuz. Her yerde inşaat işleri de devam ediyor Singapur da. Bir tane köprü inşaatı vardı. Bu da aynı insan DNA’sına benzetilerek yapılıyordu. Dünyada da bir örneği yokmuş. Her şey turizm amaçlı bu ülkede. Her yerde de çok fazla turist var. Neredeyse yerli halktan daha fazla. Benim dikkatimi çeken bir çok turistin yaşlı olması. Bizde yaşlı ve emeklilerin bir çoğu komşu bir şehre bile gitme imkânı bulamazken dünyada durum böyle değil demek ki.

 

 

SİNGAPUR'UN İLGİNÇ YASAKLARI

Singapur’da ilginç yasaklar var. Sakız üretmek ve çiğnemek yasak. Sokakları kirlettiği ve bir çok kereler metro ve yürüyen merdivenlere atılınca cihazları bozduğu için... Diğer bir yasak da 35 yaşından küçük Singapur vatandaşları ev alamıyor. Singapur dünyanın en küçük 20 ülkesinden biri. Toprak yüzölçümü çok az olduğu için evler çok katlı ve çok küçük ve pahalı. Halkın yüzde 86’sı apartmanlarda yaşıyor. 3 odalı daireler en fazla 70 metrekare. Bu da ideal olanı. Genellikle çok daha küçük evler. Çamaşır asmaları çok ilginçti. Balkon olmadığı için uzun çubuklara odada çamaşırları seriyorlar ve sonra dışarı uzatıyorlar.Anlayacağınız bu konuda hayat zor. Ve en basit daireler 300 bin dolardan başlıyor. Evlerin küçük olması mutfağı da küçülttüğü için Singapurluların bir çoğunun evde yemek yapma kültürü yok. Genelde herkes dışarıdan yemek yiyor. Ve bu yüzden çok fazla restoran var. Yemek de çok pahalı değil. Tabiî herkes böyle küçük dairelerde oturmuyor. Devlet üst kademe çalışanları, konsoloslar ve iş adamları milyondolarlık havuzlu büyük villalarda yaşıyorlar.

Singapur’da az önce belirttiğimiz gibi yüzde 15 oranında Müslüman nüfus var. Bu sayede camiler ve minareler de görmek insanı çok mutlu ediyor. İlk gittiğimiz camii Hindistanlı Müslümanların yaşadığı Little India bölgesinde bulunan Mescid Angullia camiiydi. Bu cami oldukça büyük ve kalabalıktı. Ramazan ayı olduğu için camide çok fazla bir hareketlilik vardı. Bir köşede iftar vakti için yemekler yapılıyordu. İlginç olan bu yemekler poşetlere konuyordu. Sonra bu poşetler iftarda orada bulunan halka dağıtılıyormuş. Yani bizdeki iftar çadırı uygulamasının değişik bir versiyonuydu. Buradaki camiden çıktıktan sonra Singapur’da bulunan en büyük camiye gittik. Bu cami şehrin en merkezi yerinde. Beyaz bir sarayı andıran Sultan Camii’inin ilginç büyük minareleri vardı. Çok büyük bir alana yayılmış cami çok temiz ve düzenliydi. Bahçesinde diğer camide olduğu gibi büyük hareketlilik vardı. Her yer masalarla ve sandalyelerle donatılmıştı. Yemekler kazanlarda hazırdı. İftara çok az bir vakit kaldığından yemek servisleri bile başlamıştı. Bahçesi diğer camiden farklı olarak çok büyük olduğu için yemekler bu bahçede yenecekti. Caminin etrafı İslâmî eserler ve kıyafetlerin satıldığı alış veriş merkezleriyle doluydu. Ramazan’ın hareketliliği ile birlikte sanki bir İslâm devletindeymişiz gibi bir hâl hissettik Sultan Camii’nin etrafında.

 

HELÂL GIDA İŞARETLEMESİ VAR

Türkiye’de hâlâ olmayan bir sistem var Singapur’da. Bu durum Avustralya’da da bu şekilde. Restoranlar ve kasaplar ürünlerinin helâl olup olmadığını yazmak zorunda. Singapur’da su şişelerinde bile yazıyor. Diyeceksinizki orası değişik dinlerin olduğu bir yer olduğu için gerekli. Ülkemizde domuz üretiminin fazlalığı ve bu konuda birçok yanlış uygulama da ortaya çıkmış olduğu halde halen böyle bir düzenleme maalesef yok. Bu işin mutlaka bir standardı olmalı. Avustralya’da Müslüman nüfus çok azınlıkta olmasına rağmen ürünlerin üzerinde helâl mührünü görebiliyorsunuz. Singapur da gezerken yeni bir yer görmenin sevincinin yanında içimde hüzün de vardı her an. 2. Dünya savaşını yaşamış, yıllarca sömürge olmuş, ancak 1965 yılında bağımsız olabilmiş bir ülkeydi Singapur. Yer altı ve yer üstü kaynağı neredeyse hiç olmayan, üretimi ve toprağı çok az olan bir yer. Ama bu kadar menfi şarta rağmen kısa sürede bizim gelir seviyemizin neredeyse dört katı bir seviyeye ulaşmış ve gelişmiş bir ülke. Elimde olmadan kendi ülkemle kıyas ediyorum. 1923’de kurulan bir Cumhuriyet. 2. Dünya savaşı yaşamadık. Singapur’la kıyaslanınca çok fazla geniş topraklara sahip. Yer altı ve yer üstü kaynakları çok fazla. Her yer tarihî eserlerle dolu. İnsan gücü ve genç nüfus çok fazla. Ama niçin hâlâ 3. sınıf ülke durumundayız bunu anlamak çok güç. Bu da bizde sistemin kötü bir zeminde kurulduğunu ve apaçık olarak bu sistemin ne kadar çürük ve başarısız olduğunun delilidir. Sırtımızdaki kamburlardan bir an önce kurtulmazsak daha dün bizden çok geride olan ülkeleri çok ilerlerde görüp hâlâ geriye saymaya devam edeceğiz. ‘Niçin dünya herkese terakki dünyası olsun da bizim için tedenni dünyası olsun?’. Biz hâlâ kısır bir döngü gibi yıllarca terörü konuştuk ve bir arpa boyu mesafe alamadık. İdeolojilerimizi sağlamlaştırmak için askerî vesayeti kabul ettik. Siyasetçilerimiz dik duramadı. Günümüz siyasîleri debir ileri iki geri adım atarak yeni anayasa yolunu açamıyorlar, günü kurtarma çabasındalar. Hep düşman üreten bir ideoloji içinde sadece milliyetçi söylemlerle günlerimiz geçiyor. Dünyanın değişik gelişmiş ülkelerini görünce insan Türkiye’nin sözüm ona beyin takımının ne kadar boş gündemlerle halkı meşgul ettiğini daha iyi anlayabiliyor. Bu boş gündemlerden kurtulmanın en birinci yolu da ideolojik takıntılardan kurtulup, demokrasiden ve çalışmaktan geçiyor. İnşallah çok yakında bu dünya bizim için de terakki dünyası olacak inanıyoruz.

 

SAADET TOPUZ AĞILGAK

11.10.2009