YAŞAYAN FOSİLLER ÜLKESİ

09 Şubat 2010

-

AVUSTRALYA'DA HAYVANLAR ÂLEMİ

 

Avustralya’nın zengin hayvan nüfusunda, kangurular, koalalar, filler, goriller ve maymunlar, yılanlar, zürafalar, balıklar, kelebekler, develer ve aklınıza gelecek daha birçokları var.

Renkli kuşlar, muhabbet kuşları, martılar, karabatağa benzeyen kuşlar, ördekler insanlarla iç içe. Güvercinler gibi insanlara yakın.

Avustralyalılar hayvanları çok sever! Kedi köpeklerin bile kayıtları var. Kayıt dışı olanlara ceza kesiyorlar.

Avustralyanın sembolü kanguruyu görüp görüntüleyebildiysek de, birçoğunu görmek nasip olmadı. Sevimli koalaları ancak hayvanat bahçesinde, o da uyurken gördük. Fotoğraflarını bile çekemedik.

Melbourne ve Sdney hayvanat bahçelerinde, botanik bahçelerinde gördüğümüz bitki ve hayvanların büyük çoğunluğuna başka kıtalarda rastlanmaz. Hayvanları bitkilerinden daha da çok dikkate değer bir özellik gösterir.

Burada eski çağ hayvanlarını andıran birçok hayvan yaşar. Bundandır ki, Avustralyaya “yaşayan fosiller ülkesi” denir.

Deri kabuk içinde yumurtlayan memeliler, kanguru gibi keseli hayvanlar, çeşitli zehirli yılanlar, kuşlar ve 1,5 metreyi bulan kertenkeleleri, başka kı'alarlarda bulunmayan özel hayvanlardandır.

Yüksek yapıdaki memelilerin hemen hiçbiri yerli olmayıp, buraya sonradan getirilmiştir. Afganlıların getirdiği develer yabani. Ormanları istilâ etmiş. Uzmanlar, bir milyonun üzerinde deve olduğunu söylüyor.

Yılanları çok sinsi. Hiç fark edilmezmiş. Ağacın dalına uzatırsınız elinizi, aniden sokuverir!​

Aslan, kaplan, ayı, kurt, çakal, kelaynak, akbaba, kartal gibi yırtıcı hayvanlar yok, ancak hayvanat bahçesinde görürler.

BUMERANG'TAN TEKNİĞE, TEKNİKTEN TEVHİDE

Aborjinlerin çok eskiden icat ettikleri bir silâh olan bumerang, atıldığında atana geri dönen kıvrık bir sopaya benzeyen bir alet.

“Geri dönüyorsa, bu silâh ne işe yarar; atan kendi kendisini mi avlıyor?” diye soracaksanız, hemen hatırlatalım: Geri dönen ve dönmeyen olmak üzere iki çeşidi var. Ne var ki, en çok bilineni geri döneni.

Veya, Bir oyun aleti olan bumeranga, bu merakı yatırmanın ne faydası var, işe yarar başka bir şey bulamadın mı?” diyorsanız…

Bumerang bile bize ne muhteşem bir “seyr u süluk” (manevî seyahat ve gözlem) yaptırarak ne muazzam hakikatlere götürüyor! Ve bizi, kendisi kendisine geri getirdiği gibi, bizi de kendimize getiriyor!

Çalışma sistemi enteresan hesaplara dayanan bumerang, belki genç beyinlerde, tedai-i efkâr dediğimiz, fikir çağrışımları yaptırarak, daha iktisatlı ve faydalı cihazlar üretimine sebep olur. Genç beyinlere, daha doğrusu düşünen beyinlere bunun için sunduk… Aborjinler, ince ve dakik fizik hesaplarına dayalı bu âleti yapmışlar; siz bunu geliştirerek başka sahalara uyarlayamayacak mısınız?

Bizim açımızdan faydasına gelince; Bumerangtan tekniğe, teknikten Tevhide bir “seyr-i süluk” (manevî bir gezi ve gözlem) yapabiliriz.

 

AVUSTRALYA'YA GİDEN

İLK TÜRK KAFİLESİ

İlk Türk işçi kafilesi, 1968 yılında gelmiş Avustralyaya. 1960’larda Almanya almıştı. Sekiz senede Türk işçilerinin çalışkanlıkları, dürüstlükleri görülmüştü. Daha önce de Afganlılar tecrübesi vardı.

Türkiye ile Avustralya hükümetleri arasındaki anlaşmada Türklerin Avustralya’ya aileleriyle birlikte gelmeleri şartı vardı. Bundan dolayı hanım ve çocuklarını da beraberlerinde getirmişler.

İlk gelenler için, özellikle ilk yıllarında hayatın oldukça sıkıntı ve zorluklarla geçtiğini tahmin etmek zor değil. En büyük problemleri iletişim, yani dil meselesi olmuş.

Bu hususta da ilk yardımcıları Kıbrıs, Yunanistan ve Bulgaristan’dan gelen ve Türkçe bilen eski Osmanlı vatandaşları göçmenler olmuş.

İlk göçmen kuşağın ortak hedefi: “Bir çift öküz, birkaç tarla veya evlenme parası kazanıp geri dönmek!”

Dinlediklerimizin hepsi istisnasız aynı düşünceyi seslendirdi. Bunu gerçekleştirenler, bir elin beş parmağını zor geçer! İlk kuşak, kırk yıldır, hâlâ dönecek! İkinci ve üçüncü kuşaklar ise, artık oranın vatandaşı olmuş ve asla dönme düşüncesinde değil. Zira, ilk göçenler ülke hasretini çekmelerine rağmen dönememeleri; burada doğup büyüyen, çevre edinen gençlerin dönmesinin imkânsız olduğunu gösterir!

Avustralya’ya nasıl gidildi; bundan sonra nasıl gidilir? 1968 yılında göçmen olarak Avustralya’ya gelen Türk vatandaşları, daha sonra zaman içerisinde istenen şartları yerine getirerek bu ülke vatandaşlığını da elde etmiş ve çifte vatandaşlık hakkını kazanmış. 100 bini aşkın Türk vatandaşımızın gelişi şöyle tahakkuk etmiş:

*Birinci yol göçmen işçi statüsünde gelenler: Türk ailelerin büyük bir çoğunluğu böyle gelmiş.

*İkinci yol evlenme durumu ile gelenler: Türk-Avustralya vatandaşı bir erkek veya kadının Türkiye’deki birisiyle evlenmesi ve resmî nikâh akdi yapmasından sonra eşini buraya istiyor ve alıyor.

Bu yolla Avustralya’ya gelen Türk erkeklerinin kendi toplumlarındaki lâkapları “millî damat”a çıkmış. Türk ailelerin bulunduğu Avustralya’nın her bölgesinde “millî damat”lara rastlamak mümkün. Böyle tahakkuk eden bir evliliğin düğününe konuşmacı olarak iştirak etmiştim.

“Millî damatların” büyük bir çoğunluğu Türkiye’de üniversiteyi bitirmiş gençler. Türkiye’de kendi kariyerlerine uygun iş ve istihdam alanı bulamadıklarından evlilik yoluyla Avustralya’ya gelmişler.

Burada ise, inşaat işçisi, taksi şoförü ve lokantalarda garson olarak çalışmak zorunda kalmışlar.

Avustralya’da yapılan Türk düğünlerinden bahsetmeye hiç gerek yok. Aynen Türkiye’deki inanç, örf, gelenekler 20 bin kilometre öteye taşınmış.

Konuşmacı olarak iştirak ettiğim bir kardeşimizin düğününde, oturma düzeni, Türkiye’deki haremlik-selâmlık gibi. Önce Kur’ân tilâveti. Avustralya'nın bolluk ve bereketine uygun zengin bir yemek sofrası. Sonra düğün sahibinin açış konuşması. Arada ilâhiler ve evlenenlerin bölgelerine göre, folklor oyunları. Meselâ, o düğünde, Ege bölgesinin zeybek oyunları sergilenmişti. Ki, Tireli olan Refik Ağabeyimize takıldık:

“Benim hemşehrim demiş ki: Bu kadar düşündükten sonra nenem de oynar!”

Yine aynı ekip, bir de Karadeniz oyunu sergileyince, “İşte oyun dediğin böyle olur, hızlı düşünüp, seri oynamak!” dedik.

Ardından sema gösterisi… Ve takı merasimi… Allah iman-Kur’ân yolunda mesut ve bahtiyar eylesin.

*Üçüncü yol: Resmî görevli, iş adamı, üstün vasıflı eleman statüsünde olanlar. Keza, eğitim gayesi ile gelmiş ve geçici olarak gelen Türk öğrencileri.

 

AVUSTRALYA'YA PUANLA

GİDİLİYOR ARTIK

Nerede ise 20 saatte gidilen, dünyanın öbür ucundaki Avustralya’ya, kim gidecek ki, iş arama tekniklerinden bahsedeceksin diye düşünmeyin.

Bir dostumuz, “Artık bıktım, Türkiye’de san'atın ve emeğin değeri bilinmiyor. Avustralya’ya gitmek istiyorum. Orada imkânlar nasıl, araştırır mısın?” dedi. Öylesine bir bezmişlik ve öylesine bir öfke yüklü idi ki, büyük bir kitlenin tercümanı gibiydi. Eğer ülkenin sınırları açılsa, Türkiye boşalacak… O kadar ki, demografik denge bozulacak şekilde… Zaten AB de, bundan korktuğu için mümkün oldukça ayak diriyor, işi uzatıyor ya!

«««

Avustralya artık eskisi gibi değil! Göçmen kabul ediyor, ancak, puanlama usûlüyle.

Yaş bir puan, meslek bir puan, dil bir puan, çoluk-çocuk durumu bir puan… Bunları aştınız, gidebilmek için belli miktarda bankada teminat göstermelisiniz.

Onun aradığı puanlar bir yana, sizin statünüz, yaş durumunuz da önemli. Diyelim ki, yaşınız 25-30 civarında. Bu enerji ile, gurbetin sıkıntılarına katlanırsınız. Kırkı aşmışsa, artık, zor hayat şartlarına katlanmakta zorlanırsınız. Çocuklarınız belli eğitim yaşında ise, orada okutmak mesele. Müslümanca bir eğitimden geçirmek için özel okullara vermelisiniz. Bu da bir hayli masraflı bir iş.

İşte Avustralya’da bir özel okulun sınıflara göre fiyatları: (USD)

Prep : 2.550.00

Yaş 1-4 : 2.550.00

Yaş 5-6 : 2.650.00

Yaş 7-9 : 3.350.00

Yaş 10 : 3.550.00

Yaş 11-12 : 4.250.00

Bu arada, mesleğinizi orada icra edecek bir iş bulana kadar bir hayli zaman geçmesi gerekir. Ki, Türkiye’de öğretmen olan, bilgisayar uzmanı olan kardeşlerimiz, Avustralya’da inşaat veya benzeri işlerde çalışarak hayatını kazanıyor.

Bir ev kirası, en azından 1200 dolar. Yiyecek, içecek, giyecek derken 3 bin dolarlık bir gelirinizin olması gerekir.

-------------------------------------------------------------------

AVUSTRALYA’NIN SEMBOLÜ:

KANGURULAR

 

İki metreyi aşan boyları, boylarından daha uzun güçlü kuyruklarıyla kanguru Avustralya’nın sembolü. Kanunî koruma altında olan Kanguru öldürmek yasak.

Çok dikkatli olmalısınız; zira, ormanlardan yollara çıkabilirler. Siz ona çarptığınızı zannedersiniz, ama, o büyük cüssesiyle size çarpmıştır! Vay halinize!

Avustralya’ya gittiğimde hemen kanguru göreceğimi zannettim. Ama, yanılmışım. Okuma programına Yanekie bölgesine giderken önümüzden bir tanesinin hızla yoldan geçtiğini gördük, o kadar. Ancak, hayvanat bahçelerinde bu merakımızı giderebildik ve bol bol fotoğraf çektirdik.

Kangurular, fedakâr hayvanlardır. Yavrusunu kaç ay karnında taşıyor! Yetmedi, doğduktan sonra da, yine karnındaki cebinde taşıyor! Hiçbir kanguru, annesinin hakkını ödeyemez!

Kanguru, koalayı hatırlattı. Ne var ki, koalaları göremedik, görüntüleyemedik!

Bu sevimli hayvanı, hayvanat bahçesinde de görememedik! Zira, günde 20 saat uyuyorlar! Bunun sebebi de, okaliptus ağaçlarının yapraklarını yemeleri ve uyuşmalarıdır! Onlar da ekolojik dengeyi böyle korumakla vazifelendirilmişler.

 

YARIN: AVUSTRALYA'DA ÇALIŞMA HAYATI

 

10.02.2010